Meseleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meseleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Başlıksız

Şablonu kurcalayıp bir şeyler yapmaya çalışmaktan yazı yazmaya vaktim kalmıyor. Bunu şu sıralar farkettim ve temayla ilgilenmeyi bıraktım. Bir yerden sonra yazı yazmaya vakti kalmıyor insanın o kadar karmaşık bir şey bu tema olayları. En azından benim için. Burdan bazı blogger arkadaşlara sitem etmek de isterdim ama gerek yok diye düşünüyorum. Neyse bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım. Kimseden de tema istemeyeceğim aha blogger simple şablonunu kullanıyorum değiştirmeyeceğim bi süre daha 100 liram yok temaya verecek kadar. Verecek olsam parayla site açardım. He bu arada konseptimizde bi değişiklik yapalım bu yazıyı gören duyan olursa yorum atarsa sevinirim. :P

Selam

Selam uzun zamandır yoktum. Biraz önce yazı yazdım ama arkadaşın hesabından yazmışım farkettim ve sildim ahanda bu ikincisi. Yokluğumda buralar yorumla dolar hasretimden prangalar eskitilir sanmıştım ama hiçbiri olmamış hiç gelen giden yorum yok. 2 tane yorum var sadece gelen onları da birazdan onaylayacağım. Çok kırdınız beni blogdaşlar (: Ama olsun yorum atmasanızda canlarımsınız :P Neyse şimdi ileriye dönük planlarım var önce com lu falan bi domain alacağım ondan sonrasına bakacağız. :P:p Görüşmek üzere hoşçakalın.

Sahalarda Görmek İstediğimiz Hareketler

Futbolcuların gol attıktan sonra ne yapacakları belli olmuyor. Kimi tribüne koşuyor, kimi kulübesine koşuyor. Kimi de koşmuyor, ona doğru koşan arkadaşlarından kaçıyor. Gelin bu ilginç türleri tanıyalım;

- Gol attıktan sonra yüzüğünü öpen futbolcu: Eşine jest yapıyordur. Eğer eşi tribündeyse, yüzüğünü öptükten sonra onu işaret eder: "Aha ben şu kız için attım golü, aha lan şurdaki işte, nasıl ama eheh..." der gibi.

- Gol attıktan sonra arkadaşlarından tiksinen futbolcu: Bu adam golünü atar ve sevincini paylaşmaya gelen arkadaşlarının elinden kurtulmaya çalışır. Genelde yedek kulübesindeki bir arkadaşına koşar bu tip futbolcular. Arkasında da "Pas verin derken iyiydi ama dimi ibiş" diyen takım arkadaşlarını bırakır.

- Sevgilisinin/eşinin fotoğrafını tişörtüne basan futbolcular: Gol attıktan sonra formalarını çıkarırlar, altlarındaki tişörtte sevdikleri kişilerin fotoğrafları olur. Ben bunlar kadar tribünlere oynayan başka adamlar görmedim. Ayrıca benim bi sevgilim/eşim olsa gol attıktan sonra niye onu 20bin kişiye gösteriyim ki lan?

- Maç öncesi koreografi çalışan futbolcular: Bunlar maç öncesi anlaşır: "Hafız, kim golü atarsa şeref tribününün oralarda veriyoruz kolbastıyı tamam mı?" ya da "Beyler gol sonrası takla atmak eskidi, halay mı çeksek artık lan?" şeklinde olabilir. Genelde videoda da seyredebileceğiniz gibi birbirleriyle uyum içinde yaşarlar gol sevinçlerini.

O değil de hakemler iyi yönettikleri her maç sonrası orta yuvarlakta alem yapsalar ya...Yazık lan, bütün yük onlarda, stres atarlar hem.

Facebook'ta Çöz Beni


Merhaba blogger, merhaba tivitır, merhaba world. Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini, atlayıp da geldim heman. O değil de elim alçıdaydı yeni çıktı bugün. Bu ne menem menemendir?

Yukardaki espri için çok özür diliyorum. Son saniyede aklıma geldi ve yaptım. Pişman mısın diye sorarsan köpekler gibi pişmanım. Zira bu espri benim kimliğime, duruşuma hiç mi hiç yakışmadı.
"Duruşuna sokayım" dersen de önce bi alınırım, belki bikaç gözyaşı ama sonra hak veririm sana.

"Birinci geleneksel Facebook'ta çözülmedik test bırakmayalım şenlikleri" çerçevesinde ortalıkta bir sürü test dolaşıyor. Yıllarca okullardaki sınavlardan, össlerden ygslerden lyslerden bıkan bir millet için oldukça ilginç bir gelişme aslında.

Başlarda pek dikkat etmiyordum da sorular gittikçe ilginçleşmeye başladıktan sonra "Noluyo lan!" kıvamına geldim ben.

Misal; "Doğum gününüze göre hangi hayvansınız?" konulu bir test var ve insanlar ciddi ciddi "Lan acaba nasıl bi hayvanım ben ya" diye çözüyorlar bunu.

"Hangi tanınmış kişiye daha yakınsın?" testini çözen bi arkadaşımın sonucu Recep İvedik çıkmış. Şimdi o arkadaşımla iletişimi nasıl koparabileceğimi düşünüyorum kara kara.

"Hangi gezegenlisin?" diye bir test var ki beni benden aldı. Bi arkadaşım Uranüs çıkmış. Mesaj atıp amerikanvari bir şekilde "Geldiğin yere dön, seni lanet olası yaratık!" demeyi düşünüyorum.

"Ne kadar normalsin?" gibi oldukça ironik bir testimiz de var. Normal olan insanın bu testlerle ne işi var, değil mi sevgili Fikirtepeliler.

"Ölüm tarihini öğren" diye bir test de var. Bi arkadaşımın ölüm tarihi 12 kasım 2044 çıkmış. Sonuçta da şunlar yazıyor: "Aslında pek de uzun süreniz kalmamış. Hatta uzakta olan akrabalarınızdan, sevdiklerinizden helallik toplamaya başlasanız iyi bile edersiniz." Ve işin en hazin boyutuna geliyorum. Bu yorumların altında şu ifade var:"X bunu beğendi." Test, buna öleceksin diyor; bu da beğeniyor. Kaçırdığım bişey mi var, ölüm tarihini bilmek kötü bişey değil miydi lan?

"Kalbin ne renk?" isimli fantastik testle turumuz sona eriyor. Çok afedersiniz oraya bir "Bok rengi" seçeneği eklemek istiyorum ben bir gece, ansızın.

Ben de bir gün test uygulayacağım. Ahanda sorusu da böyle olacak;

Deli misiniz divane misiniz lan?
a) deliyim
b) divaneyim
c) divanım. eheh.
d) civanım.
e) napçan.

İddia ediyorum bu testi de çözecek 1 milyon kişi bulabilirim. Allahım koru beni, iyice facebook dilinden konuşmaya başladım.

"Facebook: Resmen Deli İşi Şerefsizim" isimli belgeselimizin ilerleyen bölümlerinde görüşmek ümidiyle.

selam

selam ,

bu yazıyı sol elimle yazıyorum çünkü sağ elim alçıda. bu yüzden bi süredir yazı yazamıyordum ve hatta blog dostlarımın bloglarına dahi uğrayıp yorum atamıyordum. bu bi süre daha böyle devam edecek ta ki sağ elimdeki acı dinene kadar. mimlenmişim ona dahi yanıt veremedim ama elim iyileşince arayı kapatırız. sol elle zor oluyor yazmak, şimdilik bu kadar.

görüşmek üzere..

Brad Hasta Mısın Lan?

Önceki yazıda Brad Pitt'in filmini yazmıştım şimdi de geçmişte Brad Pitt'in hizmetçiyle Angelina Jolie'yi aldatmasına değinelim. Maksat reytingimizi artırmak.

Brad sen de böyle yaparsan biz ne yapalım abicim?

Elinde üst kısmı safi dudaktan oluşan dünyanın hayran hayran baktığı bir kadın var. Tamam senin hakkındaki görüşlerimi de bir önceki yazımda belirtmiştim, daha fazla kaldırmaya gerek yok bi tarafını. E bulmuşsunuz birbirinizi işte, daha ne kasıyon yok çocuklarının bakıcısına yavşamalar falan.

Olaydan haberi olmayanlar için özetleyeyim: Brad çocukların bakıcısına asılıyor, Angeline, saf, iyi niyetli, cefakar Holywood kadını bunları yakalıyor. Brad'e de "Oha ben sana daha napiyim" diyor ve kapıyı gösteriyor.

Brad, kalıbının adamı değilmişsin olm. Hakkaten şu bakıcıyı bi göster de Angelina'da bulamadığın neyi buldun görelim. Ulan Allah sana ayrıyeten bir kıyak geçmiş işte, belanı mı arıyorsun! Ya bi git Brad.

Ve son bişey daha: Angelina şimdi boşta dimi hafız?

The Curious Case of Benjamin Button


Filmin ismi Brad Pitt'ten uzun. Herkes övüyordu, övüyordu. Konusu hayata yaşlı başlayıp giderek gençleşen bir adam hakkındaydı. Brad Pitt'i şahane göstermek için yine bir bahane bulmuştu çakallar. Bir arkadaşla hayvani bir salonda izlemeye gittik.

Sinemada geçirilen Benjamin Button'lık sürenin anatomisidir:

Filme yaklaşık 20-25 kişi gelmişti. Çoğunluğunu sevgililer oluşturuyordu. Bence bir Brad Pitt filmine sevgilisiyle gitmemeli kimse. Ulan perdede ilah gibi bir adam oyunculuğunu döktürüyor, ben de kalkıp kız arkadaşımı getireceğim öyle mi? Aklımı o kadar yemedim henüz.

Neyse efendim bu Benjamin doğdu, ama nasıl çirkin. Onu ilk defa görenler de ürktü, şahsi fikrim değil yani. Huzur evi gibi bir ortamda büyüyor zaten. Ordaki yaşlılarla muhabbet falan filan.

Sonra giderek gençleşiyor adamımız. Her yaşında yeni şeyler keşfediyor. Biraz takati olunca geneleve gidiyor. Orda orta yaşlı diyebileceğimiz bir yaşta olmasına rağmen performansını ayakta alkışlatıyor. Kadın da zaten yine gel diyor.

Sonra aşık oluyor. Öyle birine aşık oluyor ki kız büyürken Benjamin de gençleşiyor. Otoyolda karşı karşıya gelmeyi bekleyen iki araç gibi. Dostlukları pekişiyor, daha sonra da aşkları. Başlarda her şey şahane. Bir kadın için gittikçe gençleşen bir Brad Pitt'ten daha iyi bir şey olamaz herhalde. Gülüyorlar, eğleniyorlar, sevişiyorlar.(haliyle)

Sonra bir bebekleri olacağını öğreniyorlar. Benjamin gittikçe küçüldüğünün farkında. "La şimdi bu bebek doğarsa sen ikimizi de emzirmek zorunda kalırsın, senin için kötü olur hafız." diyor kadına. Neyi varsa zorluk çekmemeleri için onlara bırakıyor, gidiyor.

Dünyayı dolaşıyor, envai çeşit işte çalışıyor Benjamin. Sonra bir gün "Bizim bi hatun vardı, ne oldu ki acep" deyu meraklanıyor. Bir gidiyor ki ne görsün? Kadın evlenmiş, çocukları da eşek kadar olmuş. Orda duygusallık diz boyu tabii.

Bir ara bunlar duygularına hakim olamayıp bir yerde buluşuyorlar. E kadın haklı tabii, Benjamin adeta bir taş. Bir erkek olarak bunları söylemek istemezdim ama hakkaten öyle lan. O sırada şöyle bir diyalog yaşanıyor:

Kadın- Sevişelim mi?
Benjamin- Durduğumuz kabahat.

Sonra gel zaman git zaman, bunlar ayrı düşüyor. Bir ara kadına bir haber geliyor(kendisi de bayağı yaşlandı bu arada) Benjamin'in nerde olduğuyla alakalı. Gidiyor bir de ne görsün, piyanonun başında 13-14 yaşlarında bir çocuk. Kadın kendisini hatırlatmaya çalışıyor ama çocuk geçmişini hatırlamıyor.

Sonra kadın, Benjamin'in bakıcılığını üstleniyor. Bunu da öyle bir yapıyorlar ki neredeyse çocuğun her yaşı için ayrı sahne çekeceklermiş, zor tutmuşlar kendilerini. Benim de akşam yolculuğum var idi o gün, filmin uzunluğu hakkında da fikir sahibi değildim. Film uzadıkça ben "ulan şimdi çıksak anca eşyalarımı toplarım" diye düşünüyordum.

Neyse bunlar artık Benjamin'in bebekliğine kadar geldiler. O sırada benim de hafiften uykum gelmeye başlamıştı, çünkü çok ağır bir tempoda gidiyor film. En sonunda da Benjamin, kadının kucağında gözlerini kapatıyor, olay bitiyor.

Ben "aha bitti hadi gidek" moduna girmişken, David Fincher "dur hele aslanım" deyip birkaç detay daha gösterdi. Filmi bitirmiş olduk.

Sonuç olarak iyi ve uzun bir film. Brad Pitt de oraya "Olm her halim iyi ki benim, kıskançlığınızdan çatlayın ehehe" desin diye konulmuş.

Ateşli Bayan Arıyorum

Normal kadını buldular da ateşlisini arıyorlar.

Uyduda bazı kanallar var. Bir numara veriyorlar, oraya mesaj atıp kendini tanıtıyorsun, sonra arayın beni deyip telefon numaranı bırakıyorsun. Tabii giren faturanın, kontörün haddi hesabı yok.

Öyle mesajlar dönüyor ki ekranda, sanırsın her biri Kazanova mübarekler. Hepsinin ortak noktası "ateşli bayan" veya "dul" aramaları. Niye lan? Yani neden özellikle bu ikisi? Örnekleyelim hemen;

"Selam genç kızlar ve de tatlı dul hatunlar. bu gece uçmaya hazır mısınız numaram 0544........"

Oha, kendine güvenin böylesi.

"Merhaba hanımlar, süper insan bu numarada 0545........."

Arkadaşım sen de çay demleyen, akşam maçını izleyen, herkes gibi birisin. Süper ne olm?

"Selam sevgiyi doyasıya yaşamamış özgür tombiş bayanlar, tanışmak isterseniz 0535.......(çağrıya cevap yok)"

Her geçen mesaj durum daha da fantastik hale geliyor. Bu sefer de özgür tombiş bayanlara kancayı taktık. Lan tombiş dedikten sonra seni kim arasın?

"Selam ben x, yaş 22, dürüst evlenmeyi düşünen kızlardan mesaj çağrı bekliyorum. şimdiye kadar kimseyi sevemedim."

Bu da hastası olduğum bir mesaj türü. Evlenmek için mesaj atıyor.

- Anne bak şurda virgülü unutmuş ama iyi çocuk bence, arasam mı?
+ Kızım bi dur, ağırdan sat kendini.
- Anne ne ağırdan satması, daha aramadım bile çocuğu.
+ Ha dimi lan, ara çabuk kaçmasın.

Bunlar mı yaşanıyor yani?

Şu mesajları da okuyup yazdım, bir tane "ateşli bayan" arayan çıkmadı. Gelişiyoruz bence artık.

Ama bir gün verilen numaraları arayacağım, içimi dökmek için: "Birader şu anda evinde atletinle oturup göbeğini kaşıdığını ikimiz de biliyoruz. İnsanlara kendini adaleli ve ateşli bir ispanyol erkeğiymiş gibi sunma rica edicem. Gerçekleri saklama yani. Uyarmak istedim sadece. Ha bu arada bi mesaj atınca kaç kontör gidiyo lan, şansımı denesem mi diyorum ben de."

Tema Sorunsalı

Bir tema yükleyelim dedik olanı da mahfettik iyi mi.. Bana bu konuda yardımcı olabilecek blogger arkadaş varsa yorum kısmından ulaşabilir bana. Yardım edinde güzel bi tema ayarlayalım bloga.

Test

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, başlamayabilirsiniz de. Sınav süresi koymadık. Bol bol kopya çekebilirsiniz. Doğru cevapları ilk gönderene sorularda bahsi geçen ürünleri göndermece. Hadi kolay gele.

1- Ayar nasıl verilir? Gerektiğinde almayı da biliyor musunuz?

a) Veririm.
b) Alırım.
c) Soruda pislik var bence.
d) Ben de farkettim.
e) Hadi beyler gidelim.

2- Osman'ın 5 lirası var. Ali'nin de milli piyangodan vurduğu bir 5 milyon tl 'si var. Ayşe de bunlara 4 bin liralık birikimiyle katılarak ortak bir iş açmayı planlıyor. Aslında Osman, Ayşe'ye yanık. Ali'yle aynı ortamda bile bulunmak istemiyor çünkü Ali ve Ayşe geçmişte bir süre beraber oldular. Derken soruyu unuttum lan ben.

a) Osman 5 yaşındadır.
b) Ali ve Ayşe tekrar birlikte olsunlar.
c) Nerden geliyo lan bu değirmenin suyu.
d) Boşverin onu, bize 4 çay.
e) Biz neciyiz lan burda, çaylar 5 oldu.

3- Hayatını okuduğu kişisel gelişim kitaplarına göre yönlendiren Sami, ferrarisini satarsa şahane bir çevre yapacağını, alemlerden aleme akacağını sanmaktadır. Fakat gel gör ki olaylar istediği gibi yürümez, elinde bisikletiyle kalır. Sami nerede yanlış yapmıştır?

a) "Yatmadan önce 100 dil darbesi" diye bi kitap var, onu almalıydı.
b) La kişilik gelişimi neymiş, aslolan kas gelişimidir.
c) Olm havuz problemleri daha güzel ya, en azından yüzme imkanımız var.
d) Dimi lan, bize ne enayi ferrarisini sattıysa.
e) Yok mu şöyle çıtırların yaşlarının hesaplandığı problemler.

4- Fatma, parasının 3/2'siyle buzdolabı, 6/5'iyle çamaşır makinesi, 120/85'iyle de bir alışveriş merkezini satın almıştır. Bu bilgilere dayanarak Fatma nasıl bir alışveriş manyağıdır?

a) MEB'in sponsorluğunda oluyo bunlar tabii....
b) Vay efendim sonra kriz var.
c) Fatma'nın kocasına acıyorum ben.
d) Kocası olsa kalpten giderdi şimdiye. Beyler dünkü maç noldu bu arada?
e) 2-0 bitti abi.

5- Bir musluk bir havuzu yarım saatte dolduruyor. İki musluk aynı havuzu 5 saatte anca dolduruyor. Üç musluk işi yüzsüzlüğe vurup aynı havuzu 2 günde doldurabiliyor. Bilginiz olsun.

a) Tamamdır ben icabına bakarım.
b) Yakınlarda foseptik patlamış, bakım var galiba.
c) Ne havuzmuş arkadaş, doldur doldur bitmedi.
d) Havuz muslukla mı dolar lan?
e) Harbiden ha.

6- Şebnem'nin yaşı, Necmi'in yaşının 3 katından 1 fazladır. Ancak Şebnem daha küçük gösterdiğini iddia etmektedir. Bunların annelerinin yaşı da babalarının yaşının 6 katından 12 fazladır. Aynı şekilde anneleri de daha küçük gösterdiğini iddia etmektedir. Bu bilgilere dayanarak kadınların yaş problemini kim çözebilir?

a) Oh geldi bizim sorumuz.
b) Şebnemle konuşabilirsem ikna ederim bence.
c) Anneleriyle de ben irtibata geçeyim.
d) Oha bana Necmi kaldı.
e) Sen yine iyisin, bana babaları kaldı.

Klişe Nedir, Nasıl Yapılır

Sağına bakıyorsun klişe, soluna bakıyorsun klişe. Artık sen de klişe bir şeyler yapmak istemiyor musun? Hayatının o çılgın değişkenliğinde ara sıra herkesin yaptıklarını yapmak, önceden tahmin edilebilen şeyleri yaşamak senin de hakkın değil mi? Hem bak söylemesi bile o kadar zevkli ki: Klişe.

Haber Klişeleri: Bilmen gereken birkaç şey var. Unutma; Cem Yılmaz her zaman "kahkaha krizine sokar", "gülmekten kırar geçirir". Elinde plaj görüntüleri varsa bu görüntüler mutlaka "içimizi ısıtır". Bir kaza videosu göstereceksen o kamera, kazayı mutlaka "saniye saniye görüntülemiştir". Kavga edenlerin mutlaka "yumrukları havada uçuşmuştur".

Çizgi Film Klişeleri: Eğer bir çizgi kahraman olmak istiyorsan burası tam sana göre çünkü ölüm diye bir şey yok. İstersen en yüksek uçurumdan kendini aşağı at, en fazla suratın dümdüz olur. Bir de yanında sürekli tabela bulunsun. Bazı anlarda "Ouch, arrgh" gibi ünlemlere ihtiyacın olacak çünkü. Ayrıca ilginçtir havada birkaç saniye asılı kalabilirsin.

Facebook Klişeleri: İyi bir facebook üyesi her daim video paylaşır. Sürekli grup teklifleri yollar:"Ben ve Rahmi Voltron'u oluşturuyoruz, arkadaş listeni davet etmeyeceksen katılma!!!1" gibi. Arada sırada eskilerden birileri ekler ama mesaj yollamaz. "Lan ekledin bari bi hal hatır soraydın" diye mesaj atma sakın, oranın işleyişi böyle. "Facebook'ta sana kim aşık olmuş" gruplarına üye olabilirsin ama. Yüzde yüz doğrudur.

Futbol Klişeleri: Takım yenildiği vakit suçlu ya hakem ya da toptur. Kanıt:"Top bizi sevmedi." Hakemin cinsel tercihi her zaman tribünlerin popüler konusudur.

Amerikan Film Klişeleri: Burda daha özgürsün çünkü; hiçbir kapının kilidi yoktur, hiç mouse kullanılmaz, en alengirli işler klavyeyle tık tık halledilir. Karşı cinsle randevusu olan bir kişi eğer sevişmemişse arkadaş çevresi hüzne boğulur. Güvenlik fasa fisodur, Amerikan başkanı zırt pırt kaçırılır. Kız tavlamak için bir "Merhaba" yeterlidir, ki bu benim için Amerika'ya taşınma sebebi. Sokaklarda sürekli arabalar havaya uçar, helikopterler karayoluna teğet geçer, bir Allah'ın günü sakin geçmez.

Spor Sayfası Klişeleri: Bir takım zorlanmadan galip gelmişse:"X güle oynaya", galibiyet bayram gününe denk gelmişse "Çifte bayram", çok gol atılmışsa "X gol oldu yağdı",çok gol fırsatı kaçırılmışsa "X tarihi farkı kaçırdı", antrenmadan bilgi verilecekse "X takımdan ayrı düz koşu yaptı." bir maç öncesi bir takımdan bahsediliyorsa "x hafta sonunda oynayacağı bilmemne maçına kilitlendi." Bu cümleleri ezberlersen iş büyük oranda tamamdır.

Şimdilik bu kadar çekirge. Klişelere sığınmak istersen ben yine burdayım. Esen kal.(aha bi klişe daha)

Konsept

Bugün birkaç yazı yazdım. Onların üstüne bunu yazıyorum. Bugün yazdığım son yazı olabilir belki akşama doğru yazı yazmaya devam ederim ama şunu söyleyeceğim. Bu yazıda ufak bir değişiklik yapalım konseptimizde. Bu yazıyı okuyan olursa yorum bıraksın Romalılar. Sitedeki sayaç siteye kaç kere girdiğimi gösteriyo lan! Moralim bozuk! Valla yazma hevesim kaçtı içimdeki. O kadar yazı yazdım okuyan yok yorum atan yok boşa yazıyorum galiba. Bloglama serüvenim buraya mı kadarmış Atinalılar?

MSN ve Götürdükleri

Tikiler, emolar nasılsınız? Ya da sizin dilinizden konuşayım: NashıLshıNız?

Arkadaş anlamıyorum ben sizi lan. Hayır adam gibi yaz, derdini anlat. Niye ş yerine $, ya yerine yha yazıyorsun? Bide işin garip tarafı "yha" üç harfli, "ya" iki harfli. "Yha" yazmak için ekstra bir harfe daha basmak zorundasın. Ben olsam üşenirim şerefsizim.

"Turkche konuşma, Türkçe konuş" diye mail forwardlamasını biliyorsunuz ama. O mailden bana da yollayıp zamanında msn'de "yha"lı konuşan birini de tanıyorum. Sizden biri. Şu an hala diğer iletişim mecralarında aynen yazmaya devam etmekte.

Hadi msn neyse asıl facebook adını verdiğim siteye iyice çöreklenmişsiniz. Fotoğrafların altına yapılan yorumları okurken gözlerim yaşardı resmen. Hayır sizin durumunuza üzüldüğüm için değil, yazılanları okuyup anlamak için o kadar kastım ki kendimi, gözlerimden yaşlar geldi artık.

Oğlum bak hepiniz babasından harçlık alan, annesi isteyince çöpleri dökmeye giden insanlarsınız. Hepiniz pazar günleri banyonuzu yapıp okula gitmek için erkenden yatıyorsunuz. Bakkaldan ekmek alıp esnafla ortalama bir muhabbet eden de sizsiniz, misafirliğe gidildiğinde yaşlıların elini öpen de siz. Hatta gelin itiraf edin, ara ara türkü bile dinliyorsunuz lan.

Hepiniz normal çocuklarsınız lan aslında. Niye bambaşka bir gezegenden yazıyormuş gibi davranıyorsunuz? Nedir derdiniz olm? Biz sizi çok seviyoruz halbuki. Valla lan.

Aslında eşeklik bende. Bunu da okuyamayacaklar çünkü normal türkçe karakterlerle yazdım. Bundan sonraki kısım tikiler ve emolar için geliyor; (yasal uyarı: Aşağıdaki yazıyı okumak ciddi göz hastalıklarına sebebiyet verebilir. Doktor kontrolünde okunması tavsiye edilir.)

ArqhadhaşıM yhaNLış yh0LdhashıNız. GèLiN ßıraqhıN turqhjèNiN èßèshiyhLè haLLèşMèyhi. ALıN èLiNizè ßir Turqh DiL KuruMu shozLuğu, 0turuN 0qhuyhuN phaşa, phaşa. Hadhi ophtuM Muchqhsh.

Güncelleme: Argo kelimelerin üstü çizilmiştir. 

Hayatımın Top 5'i

Bu liste çeşidini Lost isimli romantik-komedi dizide görmüştüm. Charlie, 3. sezonun bir bölümünde hayatına damgasını vurmuş 5 olayın top 5'ini yapıyordu. Ben de şu kısacık yaşamıma damgasını vurmuş 5 olayı listelemeye karar verdim.

5- Orta okulda sınıf tıklım tıklımken bayılıp düşmem, koca sınıfta bir kişinin de bayıldığımı farketmemesi, kendime gelip bayıldığımı söylediğimde bana gülmeleri. Hala düşündükçe...Neyse.

4- Yaşadığım yerdeki bir yerel gazetenin internet sitesinde, bir eşeğin sahibine çifte atıp onu yaralamasının haber olarak verildiği bölümde eşeğin de fotoğrafının olması ancak fotoğrafta eşeğin gözlerine bant çekilmesi.

3- Tek başıma yapmaya başladığım otobüs yolculukları. Büyüdüğümü farketmemi sağladı.

2- Bir adet bebeyken, sokakta bir arkadaşın bisikletine sırayla 3 arkadaş binerek gezmeyi kararlaştırmıştık. Bir kişi biniyor, sonra diğerleri onun gelmesini bekliyordu. Bir ara bu ikisi gittiler, gelmek bilmediler. Sonra sokağın ucunda görür gibi oldum. Gittim yanlarına, meğer benim yanıma gelmeyip orda sırayla bisiklete biniyorlarmış. Hayatımın ilk kazığı.

1- Son yıllarımın mümkün olabilecek en şahane şekilde geçmesini sağlayan bir meleğin hayatıma girişi. Aldığım her nefesi paylaştığım, acısının acım sevincinin sevincim olduğu, hatıralarıyla birlikte kalbimin en güzel köşesine sakladığım bir melek. Ve sonra sessizce hayatımdan çıkışı.

Ahanda hayatımın Top 5'i. Evet çok heyecan dolu bi hayatım yokmuş, ben de şimdi farkettim.

Git Kendini Dövdürmeden

Ulan bu kadar mı üşengeç olunur? Ne var yani diğer aylar gibi 30 veya 31 gün sürsen? Nedir bu aman çok fazla kalmayayım, insanların psikolojisiyle oynayayım havaları.

Belki ben "ohoo daha şubat bitecek de mart gelecek, kpss derslerine çalışmak için bol bol zamanım var" diye kendimi rahatlatıyorum. Belki çoğu insan benim gibi düşünüp "daha şubat bitmedi lan" deyip vicdan azabını azaltıyor, psikolojisi bayırlarda neşeyle takla atıyor.

Hayır sadece bunda da suç yok ki. Arkadaşım 11 tane aysınız, biriniz karşısına alıp konuştu mu bu Şubat ayını? Yok. Her biri kendi aleminde. Aralık, Ocak, Mart zaten donuyor, kendi dertleri yeter. Nisan, Mayıs desen cillop gibi havalarda uğraşmak istemiyorlar. Haziran, Temmuz, Ağustos'a da o sıcaklarda ben acırım. Sonbahar ayları niyeyse hüzünlü, daha da depresif hale getirmek istemiyorum adamları.

Ama yukarda saydığım hiçbir ay görevden kaçmıyor. Hepsi adam gibi ya 30 ya da 31 gün sürüyor. Bi bu Şubat aykırı çıktı, serseri oldu başımıza.

Bi de herifteki keyfe bak. 4 senede bir 29 çekiyor. Lütfediyor sanki şerefsiz. Düşün koca 4 sene geçecek de beyimiz 1 gün daha ekleyecek. Al senin olsun lan, sadaka veriyor sanki.

Pluton'u gezegenlikten çıkaranlar; eliniz değmişken Şubat'ı da ay olmaktan çıkarsaydınız ya lan. Bari uzak kaldığı zamanlar nerde hata yaptım diye düşünürdü. Görev bilinci diye bişey yok resmen.

Hadi git, çok bile kaldın zibidi.

Bana Mutluluğu Yaşatabilir Misin Abidin?



Mutluluğun resmini çizsene bana Abidin. Ya da boşver fotoğrafını çeksen de olur. Cep telefonuyla da çekebilirsin, sorun olmaz. Hem iyi bir mutluluk fotoğrafı çekebilirsen haber kanallarına satıp köşeyi dönebiliriz Abidin, düşün bunu.

Abidin artık sana gerek kalmadı sanki. Facebook'ta o kadar çok görüyorum ki mutluluğun resimlerini. Herkes mutlu anasını satiyim. Tek eliyle cep telefonunu havaya kaldırıp, boynunu sanki tutulmuş gibi sağa sola yatırıp kendi fotoğraflarını çeken ergenlerle dolu bir internette dolaşıyorum her gün. O boyunları her gördüğümde orta okulda boynumun tutulduğu günleri hatırlıyorum Abidin. Bütün gün kafam sağa yatık gezmiştim. Herkes ne olduğunu sorup ilgilenmişti. Mutlu olmuştum Abidin. Keşke orda olaydın da...

Mutluluk, çatısı akan bir evde huzur içinde şemsiyeyle sıkış tıkış uyumak mıdır? Ben deli yatarım Abidin. Elli kişiyle beraber hayatta uyuyamam. Uykusuzluk çektiğim zamanlarda bir ilaç yardımıyla uyumaya çalışıyordum ve o uyku o kadar tatlı oluyordu ki... Eminim o dönemlerde yüzümde kocaman bir gülümsemeyle uyumuşumdur. Sabahları mutlu kalkıyordum Abidin. Keşke orda olaydın da...

Ben şemsiyeyle de yatamam Abidin. Hem ben uykuya daldıktan sonra o şemsiye birinin gözüne girer. Malum kalabalık yatıyorum ya hani. Çocukken robocop benzeri bir oyuncağım vardı. Bacakları, kolları falan hareket ediyordu. Bir numarası yoktu ama çok seviyordum. Yatarken hep onu alırdım yanıma. Tutardım demiyorum Abidin, yanıma alırdım. Çünkü tutarsam, elimden düşürüp onsuz uyuyacağımı bilirdim. Ben öyle mutluydum Abidin. Keşke orda olaydın da...

Sabah yüzüme güneş vurmasını da sevmem ben Abidin. Çünkü sıcakta uyuyamam ben. Güneş doğarken ve batarken en güzel halindedir. Ben o zamanlarda yaşadığımı hissederim ve mutlu olurum Abidin. Hep o anların fotoğrafını çekmek istedim ama o kadar etkileniyordum ki fotoğraf çekip o anı bozmak istemiyordum. Hem fotoğraflar yalan söyler Abidin. En samimiyetsiz anların ölümsüzleştiği karelerdir fotoğraflar. Güneşi böyle bir samimiyetsizliğe alet edemem.

Mutluluğun resmini çizebilirsin de onu bana yaşatabilir misin Abidin?

Blog Oscarları

Bi gün de demediler ki Blog Oscar Ödülleri sahiplerini bulacak, mert de gelsin ödülleri dağıtsın. Ben de istemez miyim Brad abimiz Angelina yengemizle gelsin kırmızı halıya. Sonra bir Coni Depik, Herısın Hoyt, Culya Rabırts'ı ben kırmızı halıda düğün salonu sahibi gibi karşılasam. Sonra blog sahipleri gelse, ödül töreni başlasa.

- Leydis en centılmını (açılışı İbrahim Sweetvoice yapıyor tabii) blog oscarları bu gece sahibini bulacak. Ama önce hade şappi şappi-
ben- İbraam tamam abicim geç sen, ben hallederim. Öhöm sevgili konuklar, hoş geldiniz şeref verdiniz. Vay Cenıfır, naptın ya? Hani gelmiyodun hayırsız ehe. Neyse, bu gece bazı kategorilerde ödüller dağıtacam. Şimdiden aday olan herkesi kutluyorum, buraya aday olmak bile bi şeref. Şimdi kategoriyi ve kazananı açıklıyorum... Ooo Bruce naber abi? Geç geldin şerefsiz ayakta kal müstehak sana eheh, ne adam ya...Evet kategorimiz "En komiklik şakalar blogu" Böyle tırışkadan kategori ismi mi olur lan? Neyse kazanan.....Havan Topu. Aaa biziz lan bu, valla torpil yok lan. Enee çok sevindim. Sağolun, bu ödül çok anlamlı bizim için.

- Sıradaki kategorimiz, "En garip isimli blog" Kazanan....Eneee yine biziz. Valla akademinin değerli üyeleri, şımartıyosunuz lan bizi. Diğer kategoriye geçiyorum. "İçinde seks kelimesi geçen aramalarla en çok ulaşılan blog" Daha kısası yok muydu bunun? Ve kazanan yine "Havan Topu" Eh ne diyim size ya. E ulan bileydik biz de bişeyler getirirdik. Çok utandım ama lan. Arnold nereye zibidi, kıskandın mı ehe. Oturaydın daha. Kıçımın terminatörü seni yürrüü, eheh.

Bir Blog Oscarları töreninin daha sonuna gelirken.... şaka maka altın kaplama dimi bunlar? Bi okutsak var ya hayatımız kurtulur.

Google Çeviri ile Aramda Bişey

Adamlar en azından çabalamış da bir şey yapmış. Yalnız Türkçe için pek uğraşmamışlar. Özneydi, yüklemdi, bağlaçtı derken "eeeaahh eytere beeaa" deyip sıkılmışlar gibi duruyor.

Programa karşı güzel hisler beslediğimi belirtmek için bütün iyi niyetimle Google'ın hatrını sordum. İlk cümleler benim sorularım, ikinciler cümlenin Türkçe'ye çevrilmiş hali:

"what's up?" -----> "ne kadar olduğunu"

Lan dedim anlamadı herhalde. Sohbeti koyulaştırmaya çalıştım. Yaşını sordum:

"how old are you?"------> "kaç yaşındasın"

İyi dedim bi aşama kaydettik. Biraz damardan giriyim dedim. Sevgilisinin olup olmadığını sordum:

"do you have a girlfriend?" -------> "bir kız arkadaşım var"

Oha dedim. Sağlıklı iletişim kurmaya başladık. Kızdan bahsetmesini istedim biraz:

"What's she like?" --------> "ne gibi de değil"

Anladım ki kızdan konuşmak istemiyor. Onun özeli tabii, saygı duyarız. Kızın arkadaşı var mıymış, bana da ayarlasana lan şanslı piç dedim:

"Does she have a friend like her. Do me a favour you lucky bastard."--------> "Onun gibi bir arkadaşım var mı. Seni piç şans iyilik yap"

Baktım sinirlendi bu. Lan dedim zibidi, sevgilini ver demedik, ne kızıyon. Adam değilmişsin lan dedim:

"you are not a man zibidi" --------> "bir adam zibidi değildir"

İyice saçmalamaya başlamıştı. Salak dedim, bir adam değil, sensin zibidi. Alt tarafı programsın, ne bu havalar dedim:

"you are just a computer programme. Don't be so kibirli." ------> "sadece bir bilgisayar programı vardır. Çok kibirli olmayın."

Sensin lan kibirli, pis google şeysi. Fırçayı yiyince nasıl düzgün konuşuyo ama dimi? Dedim fazla uzatmiyim, kıçıkırık bi programla uğraşmiyim. Senlen işimiz bitmedi, yakında yine gelicem şerefsiz dedim:

"we are not over, i will come back soon you dishonest" --------> "Biz üzerinden geri yakında dürüst gelecek olan"

Allahını seversen, kimlerle muhattap ediyosun beni Google.

"O" Gün

Neredeyse bütün blogları takipteyim, merak etmeyin hepinizi biliyorum. Ayağınızı dengal kaplanları.

Ve gördüm ki herkes "O" gün yaklaştığı için isyanlarda. Şimdi "O" günün ismini yazıp daha fazla götünü kaldırmak istemiyorum. Herkes "bu ne la böyle, millet öpüşsün-sevişsin diye gün mü olurmuş" diyor, ki bence sonuna kadar haklılar. Ben "O" güne karşı artan nefrete bir manifesto-duyuru-ilan ne derseniz deyin, onla katılmak istiyorum. "O" gün için sevgilisiz kalanların istekleri:
  • Dükkanlar "O" gün için sattıkları ürünleri, "O" güne özel sloganlarını gözümüze sokmasınlar.Dükkanlarının içerisinde bir yere saklasınlar, isteyen girer, görür. Hasta etmeyin adamı!
  • Firmalar şehirlerin dört bir yanına sevgi pıtırcığı fotoğraflarla "Siz de "O" gün sevişmek istemez misiniz?" ana temalı afişleri asmayı bıraksınlar. Sevişmiyosak bildiğimiz var dimi?
  • Özellikle tv programlarında, dizilerde "O" günü çağrıştıracak herhangi bir şey yapılmasın. Mümkünse "O" gün kimse tv'de öpüşmesin. 
  • Ve siz sevgililer! Sakın ola ki "O" gün el ele tutuşup, sevgi pıtırcığı şeklinde dolaşmayın. Ekibim, birbirlerinin gözünün içine bakıp "aşkoom "O" günün kutlu olsuuuaann" diyenleri teker teker bulup bana getirecek. "Hadi lan ordan" demeyin, çok kalabalığız. 
  • "O" gün çiçekçiler kapatılsın. Anneler günü için annene hediye alırken tam da anneler gününde mi seçiyorsun hediyeyi? Gerek yok böyle şeylere. Adam olun söz dinleyin.
Bu mesajı lütfen bütün sevdiklerine gönder. Eğer göndermezsen başına çok kötü şeyler gelec..... Bi dakka lan hatlar karıştı.

Neyse ne diyodum.. Hah, hem bunlar hep emperyalist, kapitalist şeysi, tamamen pazarı hareketlendirmek için yapılan şeyler böyle. Ühü.

Mektup

Sevgili güncük(günce-günlük karışımı bişey yaptım beğendin mi?)

Küçükkene günlük yazardım. Ortaokul zamanlarında. Bi kıza aşıktım. Sınıfın en güzeliydi. Aşkımdan haberi yoktu. Ben de platonik takılıyodum. O yaşta aşk mı yaşadım bilmiyorum ama şahane duygular besliyordum ona karşı. Midemde kelebeklerin uçuştuğu ilk zamanlara denk gelir kendisi. Bi kere de açılmak gelmedi aklıma. Büyüyü mü bozmak istemedim nedir. Hep o kızın etrafında dönerdi yazdıklarım. Yarım sayfa yazardım hep de. Yani 20 sayfa falan yazdıysam toplamda özeti şudur:"Seviyom ulen seni."

Sonra ben büyüdüm, aşklarım da büyüdü. Lisedeyken bi kızla yakınlaşma sürecimizde bi gün sınıfta yanıma yaklaştı. Katlanmış bi kağıt verdi, "burda okuma, eve gidince okursun" dedi. Allahım nasıl çatlıyorum meraktan. Eve gittim koşa koşa, açtım kağıdı. ---bu noktada eskiye dönüş, burun direği sızlaması, ilk heyecanlar gibi duygu karmaşaları var---Aşığım demiş kız bana lan. İçinde ne kadar saf duygu varsa yazmış. Seni hep seveceğim yazmış. Hayatımda aldığım ilk aşk mektubudur ve kafama pisliyim ki hatıra biriktirmek gibi bir alışkanlığım yok, çıkarır, tekrar okur ağlardım şimdi ne güzel.

Bi zaman sonra üniversite sınav derdine düştük. O sırada melek gibi bi kız çıktı karşıma. Her gün ama her gün görüşürdük. Bazen birbirimize olan duygularımızı kağıtlara yazarak anlatırdık. Daha ilişkiye başlama evrelerindeyiz mesela. Aynı masada karşılıklı otururken benim test kitapçığımı alır, sorulardan kalan boş yerlere bana karşı olan duygularını yazardı. Görmeyeyim diye de eliyle saklardı. Sonra ben onu günlerce okurdum, tekrar aşık olurdum. Ben de ona olan aşkımı beyaz, çizgisiz kağıtlara yazdım hep. Bu son cümle iyi oldu dimi, yani kendimi aşıyorum sanırsam.

Bikaç sene sonra bi kız daha çıktı karşıma. Kız bilmiyodu ondan hoşlandığımı. Bir sabah onla buluşup akşama kadar dolaştık. Gün boyunca ne hissettiysem yazdım bi yere sonra. Şahane bişey çıktı ortaya. Hala duruyo bi ara gösteririm sana da. O kıza hissettiklerim geçiciydi ama hissettiğim şeyler çok hoşuma gitmişti lan. Silmeye de kıyamadım. Bi kıza ondan habersiz yazdığım ilk ve tek mektuptur kendisi. O asla bilmeyecek.

Demek ben gerçekten önem verdiğim insanlar için yazıyorum bişeyler. Ve ilginçtir yazmayı seven kızlar çıkmış karşıma hep. Benim gibi duygularını konuşarak ifade etmekte zorlanan biri için büyük şans. Aslında şimdi düşününce ya konuşmaya üşeniyoduk ya da konuşunca bişeylerin büyüsünün kaçacağını düşünüyoduk galiba.

Kusura bakma güncük, geyik yapamadık bu kez. Arada sırada geçmişi de hatırlayalım ama dimi? Geçmiş iyidir. Göz nemlendirir.

Olmasa mektubun
Yazdıkların olmasa
Kim inanır senle ayrıldığımıza...