selam

selam ,

bu yazıyı sol elimle yazıyorum çünkü sağ elim alçıda. bu yüzden bi süredir yazı yazamıyordum ve hatta blog dostlarımın bloglarına dahi uğrayıp yorum atamıyordum. bu bi süre daha böyle devam edecek ta ki sağ elimdeki acı dinene kadar. mimlenmişim ona dahi yanıt veremedim ama elim iyileşince arayı kapatırız. sol elle zor oluyor yazmak, şimdilik bu kadar.

görüşmek üzere..

Brad Hasta Mısın Lan?

Önceki yazıda Brad Pitt'in filmini yazmıştım şimdi de geçmişte Brad Pitt'in hizmetçiyle Angelina Jolie'yi aldatmasına değinelim. Maksat reytingimizi artırmak.

Brad sen de böyle yaparsan biz ne yapalım abicim?

Elinde üst kısmı safi dudaktan oluşan dünyanın hayran hayran baktığı bir kadın var. Tamam senin hakkındaki görüşlerimi de bir önceki yazımda belirtmiştim, daha fazla kaldırmaya gerek yok bi tarafını. E bulmuşsunuz birbirinizi işte, daha ne kasıyon yok çocuklarının bakıcısına yavşamalar falan.

Olaydan haberi olmayanlar için özetleyeyim: Brad çocukların bakıcısına asılıyor, Angeline, saf, iyi niyetli, cefakar Holywood kadını bunları yakalıyor. Brad'e de "Oha ben sana daha napiyim" diyor ve kapıyı gösteriyor.

Brad, kalıbının adamı değilmişsin olm. Hakkaten şu bakıcıyı bi göster de Angelina'da bulamadığın neyi buldun görelim. Ulan Allah sana ayrıyeten bir kıyak geçmiş işte, belanı mı arıyorsun! Ya bi git Brad.

Ve son bişey daha: Angelina şimdi boşta dimi hafız?

The Curious Case of Benjamin Button


Filmin ismi Brad Pitt'ten uzun. Herkes övüyordu, övüyordu. Konusu hayata yaşlı başlayıp giderek gençleşen bir adam hakkındaydı. Brad Pitt'i şahane göstermek için yine bir bahane bulmuştu çakallar. Bir arkadaşla hayvani bir salonda izlemeye gittik.

Sinemada geçirilen Benjamin Button'lık sürenin anatomisidir:

Filme yaklaşık 20-25 kişi gelmişti. Çoğunluğunu sevgililer oluşturuyordu. Bence bir Brad Pitt filmine sevgilisiyle gitmemeli kimse. Ulan perdede ilah gibi bir adam oyunculuğunu döktürüyor, ben de kalkıp kız arkadaşımı getireceğim öyle mi? Aklımı o kadar yemedim henüz.

Neyse efendim bu Benjamin doğdu, ama nasıl çirkin. Onu ilk defa görenler de ürktü, şahsi fikrim değil yani. Huzur evi gibi bir ortamda büyüyor zaten. Ordaki yaşlılarla muhabbet falan filan.

Sonra giderek gençleşiyor adamımız. Her yaşında yeni şeyler keşfediyor. Biraz takati olunca geneleve gidiyor. Orda orta yaşlı diyebileceğimiz bir yaşta olmasına rağmen performansını ayakta alkışlatıyor. Kadın da zaten yine gel diyor.

Sonra aşık oluyor. Öyle birine aşık oluyor ki kız büyürken Benjamin de gençleşiyor. Otoyolda karşı karşıya gelmeyi bekleyen iki araç gibi. Dostlukları pekişiyor, daha sonra da aşkları. Başlarda her şey şahane. Bir kadın için gittikçe gençleşen bir Brad Pitt'ten daha iyi bir şey olamaz herhalde. Gülüyorlar, eğleniyorlar, sevişiyorlar.(haliyle)

Sonra bir bebekleri olacağını öğreniyorlar. Benjamin gittikçe küçüldüğünün farkında. "La şimdi bu bebek doğarsa sen ikimizi de emzirmek zorunda kalırsın, senin için kötü olur hafız." diyor kadına. Neyi varsa zorluk çekmemeleri için onlara bırakıyor, gidiyor.

Dünyayı dolaşıyor, envai çeşit işte çalışıyor Benjamin. Sonra bir gün "Bizim bi hatun vardı, ne oldu ki acep" deyu meraklanıyor. Bir gidiyor ki ne görsün? Kadın evlenmiş, çocukları da eşek kadar olmuş. Orda duygusallık diz boyu tabii.

Bir ara bunlar duygularına hakim olamayıp bir yerde buluşuyorlar. E kadın haklı tabii, Benjamin adeta bir taş. Bir erkek olarak bunları söylemek istemezdim ama hakkaten öyle lan. O sırada şöyle bir diyalog yaşanıyor:

Kadın- Sevişelim mi?
Benjamin- Durduğumuz kabahat.

Sonra gel zaman git zaman, bunlar ayrı düşüyor. Bir ara kadına bir haber geliyor(kendisi de bayağı yaşlandı bu arada) Benjamin'in nerde olduğuyla alakalı. Gidiyor bir de ne görsün, piyanonun başında 13-14 yaşlarında bir çocuk. Kadın kendisini hatırlatmaya çalışıyor ama çocuk geçmişini hatırlamıyor.

Sonra kadın, Benjamin'in bakıcılığını üstleniyor. Bunu da öyle bir yapıyorlar ki neredeyse çocuğun her yaşı için ayrı sahne çekeceklermiş, zor tutmuşlar kendilerini. Benim de akşam yolculuğum var idi o gün, filmin uzunluğu hakkında da fikir sahibi değildim. Film uzadıkça ben "ulan şimdi çıksak anca eşyalarımı toplarım" diye düşünüyordum.

Neyse bunlar artık Benjamin'in bebekliğine kadar geldiler. O sırada benim de hafiften uykum gelmeye başlamıştı, çünkü çok ağır bir tempoda gidiyor film. En sonunda da Benjamin, kadının kucağında gözlerini kapatıyor, olay bitiyor.

Ben "aha bitti hadi gidek" moduna girmişken, David Fincher "dur hele aslanım" deyip birkaç detay daha gösterdi. Filmi bitirmiş olduk.

Sonuç olarak iyi ve uzun bir film. Brad Pitt de oraya "Olm her halim iyi ki benim, kıskançlığınızdan çatlayın ehehe" desin diye konulmuş.

Ateşli Bayan Arıyorum

Normal kadını buldular da ateşlisini arıyorlar.

Uyduda bazı kanallar var. Bir numara veriyorlar, oraya mesaj atıp kendini tanıtıyorsun, sonra arayın beni deyip telefon numaranı bırakıyorsun. Tabii giren faturanın, kontörün haddi hesabı yok.

Öyle mesajlar dönüyor ki ekranda, sanırsın her biri Kazanova mübarekler. Hepsinin ortak noktası "ateşli bayan" veya "dul" aramaları. Niye lan? Yani neden özellikle bu ikisi? Örnekleyelim hemen;

"Selam genç kızlar ve de tatlı dul hatunlar. bu gece uçmaya hazır mısınız numaram 0544........"

Oha, kendine güvenin böylesi.

"Merhaba hanımlar, süper insan bu numarada 0545........."

Arkadaşım sen de çay demleyen, akşam maçını izleyen, herkes gibi birisin. Süper ne olm?

"Selam sevgiyi doyasıya yaşamamış özgür tombiş bayanlar, tanışmak isterseniz 0535.......(çağrıya cevap yok)"

Her geçen mesaj durum daha da fantastik hale geliyor. Bu sefer de özgür tombiş bayanlara kancayı taktık. Lan tombiş dedikten sonra seni kim arasın?

"Selam ben x, yaş 22, dürüst evlenmeyi düşünen kızlardan mesaj çağrı bekliyorum. şimdiye kadar kimseyi sevemedim."

Bu da hastası olduğum bir mesaj türü. Evlenmek için mesaj atıyor.

- Anne bak şurda virgülü unutmuş ama iyi çocuk bence, arasam mı?
+ Kızım bi dur, ağırdan sat kendini.
- Anne ne ağırdan satması, daha aramadım bile çocuğu.
+ Ha dimi lan, ara çabuk kaçmasın.

Bunlar mı yaşanıyor yani?

Şu mesajları da okuyup yazdım, bir tane "ateşli bayan" arayan çıkmadı. Gelişiyoruz bence artık.

Ama bir gün verilen numaraları arayacağım, içimi dökmek için: "Birader şu anda evinde atletinle oturup göbeğini kaşıdığını ikimiz de biliyoruz. İnsanlara kendini adaleli ve ateşli bir ispanyol erkeğiymiş gibi sunma rica edicem. Gerçekleri saklama yani. Uyarmak istedim sadece. Ha bu arada bi mesaj atınca kaç kontör gidiyo lan, şansımı denesem mi diyorum ben de."

Tema Sorunsalı

Bir tema yükleyelim dedik olanı da mahfettik iyi mi.. Bana bu konuda yardımcı olabilecek blogger arkadaş varsa yorum kısmından ulaşabilir bana. Yardım edinde güzel bi tema ayarlayalım bloga.

Test

İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, başlamayabilirsiniz de. Sınav süresi koymadık. Bol bol kopya çekebilirsiniz. Doğru cevapları ilk gönderene sorularda bahsi geçen ürünleri göndermece. Hadi kolay gele.

1- Ayar nasıl verilir? Gerektiğinde almayı da biliyor musunuz?

a) Veririm.
b) Alırım.
c) Soruda pislik var bence.
d) Ben de farkettim.
e) Hadi beyler gidelim.

2- Osman'ın 5 lirası var. Ali'nin de milli piyangodan vurduğu bir 5 milyon tl 'si var. Ayşe de bunlara 4 bin liralık birikimiyle katılarak ortak bir iş açmayı planlıyor. Aslında Osman, Ayşe'ye yanık. Ali'yle aynı ortamda bile bulunmak istemiyor çünkü Ali ve Ayşe geçmişte bir süre beraber oldular. Derken soruyu unuttum lan ben.

a) Osman 5 yaşındadır.
b) Ali ve Ayşe tekrar birlikte olsunlar.
c) Nerden geliyo lan bu değirmenin suyu.
d) Boşverin onu, bize 4 çay.
e) Biz neciyiz lan burda, çaylar 5 oldu.

3- Hayatını okuduğu kişisel gelişim kitaplarına göre yönlendiren Sami, ferrarisini satarsa şahane bir çevre yapacağını, alemlerden aleme akacağını sanmaktadır. Fakat gel gör ki olaylar istediği gibi yürümez, elinde bisikletiyle kalır. Sami nerede yanlış yapmıştır?

a) "Yatmadan önce 100 dil darbesi" diye bi kitap var, onu almalıydı.
b) La kişilik gelişimi neymiş, aslolan kas gelişimidir.
c) Olm havuz problemleri daha güzel ya, en azından yüzme imkanımız var.
d) Dimi lan, bize ne enayi ferrarisini sattıysa.
e) Yok mu şöyle çıtırların yaşlarının hesaplandığı problemler.

4- Fatma, parasının 3/2'siyle buzdolabı, 6/5'iyle çamaşır makinesi, 120/85'iyle de bir alışveriş merkezini satın almıştır. Bu bilgilere dayanarak Fatma nasıl bir alışveriş manyağıdır?

a) MEB'in sponsorluğunda oluyo bunlar tabii....
b) Vay efendim sonra kriz var.
c) Fatma'nın kocasına acıyorum ben.
d) Kocası olsa kalpten giderdi şimdiye. Beyler dünkü maç noldu bu arada?
e) 2-0 bitti abi.

5- Bir musluk bir havuzu yarım saatte dolduruyor. İki musluk aynı havuzu 5 saatte anca dolduruyor. Üç musluk işi yüzsüzlüğe vurup aynı havuzu 2 günde doldurabiliyor. Bilginiz olsun.

a) Tamamdır ben icabına bakarım.
b) Yakınlarda foseptik patlamış, bakım var galiba.
c) Ne havuzmuş arkadaş, doldur doldur bitmedi.
d) Havuz muslukla mı dolar lan?
e) Harbiden ha.

6- Şebnem'nin yaşı, Necmi'in yaşının 3 katından 1 fazladır. Ancak Şebnem daha küçük gösterdiğini iddia etmektedir. Bunların annelerinin yaşı da babalarının yaşının 6 katından 12 fazladır. Aynı şekilde anneleri de daha küçük gösterdiğini iddia etmektedir. Bu bilgilere dayanarak kadınların yaş problemini kim çözebilir?

a) Oh geldi bizim sorumuz.
b) Şebnemle konuşabilirsem ikna ederim bence.
c) Anneleriyle de ben irtibata geçeyim.
d) Oha bana Necmi kaldı.
e) Sen yine iyisin, bana babaları kaldı.

Haftanın Blogu: Makyajlı Limon


Ne zamandır başka bloglarda görüyordum, herkes birbirini mimliyor falan. Önceleri "Mim ne lan?" diye çok sordum kendime umarsızca. Sonra baktım ki biri ortaya bir konu atıyormuş, sonra da yazının sonunda "şu da yazsın bu da yazsın" diyerek üşengeç blog yazarlarına topu atmaktaymış. İnşallah sıra bize de gelir bir gün diye umutla bekledim, bekledim ve sabrımın mükafatını aldım.

Dağınık Anne mimlemiş beni. "haftanın blogunu seç" deyu. Öncelikle beni gaza getirmişti ve ben de kendi mimimi yazıp blog camiasına topu atacaktım. Sonralıkla bana mim yolladı. Ben de önce bu mime cevap vereyim ardından başka bir yazıda ilk mimimizi oluştururuz. Mimimi mimimi ehe. Ne garip kelime değil mi? Evet geçelim haftanın blogu olarak kimi seçtiğime ve neden seçtiğime.

Blogun adı: Makyajlı Limon

Evet makyajlı limon benim blog keşif etkinliği sayesinde tanıdığım ve takibe aldığım bloglardan biri. O günden bu yana beni yalnız bırakmayıp yazılarıma yorumlarını esirgemeyip beni mutlu eden bayan blogger arkadaşlarımızdan biridir kendisi. Aldığımız son bilgilere göre bu blogun sahibinin adı Sinem. Burdan kendisine ismiyle hitap edeceğim. Umarım sorun olmaz. :D

Sinem benim gibi yeni bloggerlardan. Kendisi dediğim gibi benimde takip ettiğim özgün bloglardan bir tanesi. Blogun diğer özelliklerine bakacak olursak bence teması çok başarılı. Sade bir teması var ama sade deyip geçmemek lazım bir o kadarda çekici bir tasarımı var. İleri ve geri sayfa butonlarının yanındaki o limonlar insanın ağzını sulandırmaya yetiyor. :P:p Logosuna bakacak olursak bisikletin üstünde makyaj yapan bir hanım hanımcık kızımız var. Görüyorsunuz değil mi orda bile makyaj yapıyorlar :P:p Düşsen nolacak ehehe. Uzun lafın kısası bence Sinem çok süper bir işe imza atmış. Bu blogu rss ile takip edin, favorilerinize ekleyin ve hatta tarayıcınızın sık kullanılanlarına ekleyin. Takip etmeniz gereken bir blog olduğunu düşünüyorum.

Yazıyı sonlandırırken Sinem'e congratulations diyerek başarılarının devamını diliyorum.  Bence geleceği parlak gözüküyor o kadar parlak ki gözüm kamaştı yani o derece bak :D

Neyse kayış koptu, konu dağıldı, siz diğer bloglara geçin şimdi.

Sonradan Not: Acemilikle mimi yollamayı unutmuşum, Adsız uyardı. Sıradaki mimimiz, Makyajlı Limona gitsin. Ve diğer tüm blogger camiasına gitsin. Herkesi tek tek eklemek yerine hepinize yolluyorum topu. Hadi iyisiniz yine gençler:P:p Sinem özellikle sana gelsin bu mim yazmayı unutma hehe. Daha önce bu mimi aldıysanız da görmezden gelin burayı.

Klişe Nedir, Nasıl Yapılır

Sağına bakıyorsun klişe, soluna bakıyorsun klişe. Artık sen de klişe bir şeyler yapmak istemiyor musun? Hayatının o çılgın değişkenliğinde ara sıra herkesin yaptıklarını yapmak, önceden tahmin edilebilen şeyleri yaşamak senin de hakkın değil mi? Hem bak söylemesi bile o kadar zevkli ki: Klişe.

Haber Klişeleri: Bilmen gereken birkaç şey var. Unutma; Cem Yılmaz her zaman "kahkaha krizine sokar", "gülmekten kırar geçirir". Elinde plaj görüntüleri varsa bu görüntüler mutlaka "içimizi ısıtır". Bir kaza videosu göstereceksen o kamera, kazayı mutlaka "saniye saniye görüntülemiştir". Kavga edenlerin mutlaka "yumrukları havada uçuşmuştur".

Çizgi Film Klişeleri: Eğer bir çizgi kahraman olmak istiyorsan burası tam sana göre çünkü ölüm diye bir şey yok. İstersen en yüksek uçurumdan kendini aşağı at, en fazla suratın dümdüz olur. Bir de yanında sürekli tabela bulunsun. Bazı anlarda "Ouch, arrgh" gibi ünlemlere ihtiyacın olacak çünkü. Ayrıca ilginçtir havada birkaç saniye asılı kalabilirsin.

Facebook Klişeleri: İyi bir facebook üyesi her daim video paylaşır. Sürekli grup teklifleri yollar:"Ben ve Rahmi Voltron'u oluşturuyoruz, arkadaş listeni davet etmeyeceksen katılma!!!1" gibi. Arada sırada eskilerden birileri ekler ama mesaj yollamaz. "Lan ekledin bari bi hal hatır soraydın" diye mesaj atma sakın, oranın işleyişi böyle. "Facebook'ta sana kim aşık olmuş" gruplarına üye olabilirsin ama. Yüzde yüz doğrudur.

Futbol Klişeleri: Takım yenildiği vakit suçlu ya hakem ya da toptur. Kanıt:"Top bizi sevmedi." Hakemin cinsel tercihi her zaman tribünlerin popüler konusudur.

Amerikan Film Klişeleri: Burda daha özgürsün çünkü; hiçbir kapının kilidi yoktur, hiç mouse kullanılmaz, en alengirli işler klavyeyle tık tık halledilir. Karşı cinsle randevusu olan bir kişi eğer sevişmemişse arkadaş çevresi hüzne boğulur. Güvenlik fasa fisodur, Amerikan başkanı zırt pırt kaçırılır. Kız tavlamak için bir "Merhaba" yeterlidir, ki bu benim için Amerika'ya taşınma sebebi. Sokaklarda sürekli arabalar havaya uçar, helikopterler karayoluna teğet geçer, bir Allah'ın günü sakin geçmez.

Spor Sayfası Klişeleri: Bir takım zorlanmadan galip gelmişse:"X güle oynaya", galibiyet bayram gününe denk gelmişse "Çifte bayram", çok gol atılmışsa "X gol oldu yağdı",çok gol fırsatı kaçırılmışsa "X tarihi farkı kaçırdı", antrenmadan bilgi verilecekse "X takımdan ayrı düz koşu yaptı." bir maç öncesi bir takımdan bahsediliyorsa "x hafta sonunda oynayacağı bilmemne maçına kilitlendi." Bu cümleleri ezberlersen iş büyük oranda tamamdır.

Şimdilik bu kadar çekirge. Klişelere sığınmak istersen ben yine burdayım. Esen kal.(aha bi klişe daha)

Konsept

Bugün birkaç yazı yazdım. Onların üstüne bunu yazıyorum. Bugün yazdığım son yazı olabilir belki akşama doğru yazı yazmaya devam ederim ama şunu söyleyeceğim. Bu yazıda ufak bir değişiklik yapalım konseptimizde. Bu yazıyı okuyan olursa yorum bıraksın Romalılar. Sitedeki sayaç siteye kaç kere girdiğimi gösteriyo lan! Moralim bozuk! Valla yazma hevesim kaçtı içimdeki. O kadar yazı yazdım okuyan yok yorum atan yok boşa yazıyorum galiba. Bloglama serüvenim buraya mı kadarmış Atinalılar?

MSN ve Götürdükleri

Tikiler, emolar nasılsınız? Ya da sizin dilinizden konuşayım: NashıLshıNız?

Arkadaş anlamıyorum ben sizi lan. Hayır adam gibi yaz, derdini anlat. Niye ş yerine $, ya yerine yha yazıyorsun? Bide işin garip tarafı "yha" üç harfli, "ya" iki harfli. "Yha" yazmak için ekstra bir harfe daha basmak zorundasın. Ben olsam üşenirim şerefsizim.

"Turkche konuşma, Türkçe konuş" diye mail forwardlamasını biliyorsunuz ama. O mailden bana da yollayıp zamanında msn'de "yha"lı konuşan birini de tanıyorum. Sizden biri. Şu an hala diğer iletişim mecralarında aynen yazmaya devam etmekte.

Hadi msn neyse asıl facebook adını verdiğim siteye iyice çöreklenmişsiniz. Fotoğrafların altına yapılan yorumları okurken gözlerim yaşardı resmen. Hayır sizin durumunuza üzüldüğüm için değil, yazılanları okuyup anlamak için o kadar kastım ki kendimi, gözlerimden yaşlar geldi artık.

Oğlum bak hepiniz babasından harçlık alan, annesi isteyince çöpleri dökmeye giden insanlarsınız. Hepiniz pazar günleri banyonuzu yapıp okula gitmek için erkenden yatıyorsunuz. Bakkaldan ekmek alıp esnafla ortalama bir muhabbet eden de sizsiniz, misafirliğe gidildiğinde yaşlıların elini öpen de siz. Hatta gelin itiraf edin, ara ara türkü bile dinliyorsunuz lan.

Hepiniz normal çocuklarsınız lan aslında. Niye bambaşka bir gezegenden yazıyormuş gibi davranıyorsunuz? Nedir derdiniz olm? Biz sizi çok seviyoruz halbuki. Valla lan.

Aslında eşeklik bende. Bunu da okuyamayacaklar çünkü normal türkçe karakterlerle yazdım. Bundan sonraki kısım tikiler ve emolar için geliyor; (yasal uyarı: Aşağıdaki yazıyı okumak ciddi göz hastalıklarına sebebiyet verebilir. Doktor kontrolünde okunması tavsiye edilir.)

ArqhadhaşıM yhaNLış yh0LdhashıNız. GèLiN ßıraqhıN turqhjèNiN èßèshiyhLè haLLèşMèyhi. ALıN èLiNizè ßir Turqh DiL KuruMu shozLuğu, 0turuN 0qhuyhuN phaşa, phaşa. Hadhi ophtuM Muchqhsh.

Güncelleme: Argo kelimelerin üstü çizilmiştir. 

Hayatımın Top 5'i

Bu liste çeşidini Lost isimli romantik-komedi dizide görmüştüm. Charlie, 3. sezonun bir bölümünde hayatına damgasını vurmuş 5 olayın top 5'ini yapıyordu. Ben de şu kısacık yaşamıma damgasını vurmuş 5 olayı listelemeye karar verdim.

5- Orta okulda sınıf tıklım tıklımken bayılıp düşmem, koca sınıfta bir kişinin de bayıldığımı farketmemesi, kendime gelip bayıldığımı söylediğimde bana gülmeleri. Hala düşündükçe...Neyse.

4- Yaşadığım yerdeki bir yerel gazetenin internet sitesinde, bir eşeğin sahibine çifte atıp onu yaralamasının haber olarak verildiği bölümde eşeğin de fotoğrafının olması ancak fotoğrafta eşeğin gözlerine bant çekilmesi.

3- Tek başıma yapmaya başladığım otobüs yolculukları. Büyüdüğümü farketmemi sağladı.

2- Bir adet bebeyken, sokakta bir arkadaşın bisikletine sırayla 3 arkadaş binerek gezmeyi kararlaştırmıştık. Bir kişi biniyor, sonra diğerleri onun gelmesini bekliyordu. Bir ara bu ikisi gittiler, gelmek bilmediler. Sonra sokağın ucunda görür gibi oldum. Gittim yanlarına, meğer benim yanıma gelmeyip orda sırayla bisiklete biniyorlarmış. Hayatımın ilk kazığı.

1- Son yıllarımın mümkün olabilecek en şahane şekilde geçmesini sağlayan bir meleğin hayatıma girişi. Aldığım her nefesi paylaştığım, acısının acım sevincinin sevincim olduğu, hatıralarıyla birlikte kalbimin en güzel köşesine sakladığım bir melek. Ve sonra sessizce hayatımdan çıkışı.

Ahanda hayatımın Top 5'i. Evet çok heyecan dolu bi hayatım yokmuş, ben de şimdi farkettim.

Git Kendini Dövdürmeden

Ulan bu kadar mı üşengeç olunur? Ne var yani diğer aylar gibi 30 veya 31 gün sürsen? Nedir bu aman çok fazla kalmayayım, insanların psikolojisiyle oynayayım havaları.

Belki ben "ohoo daha şubat bitecek de mart gelecek, kpss derslerine çalışmak için bol bol zamanım var" diye kendimi rahatlatıyorum. Belki çoğu insan benim gibi düşünüp "daha şubat bitmedi lan" deyip vicdan azabını azaltıyor, psikolojisi bayırlarda neşeyle takla atıyor.

Hayır sadece bunda da suç yok ki. Arkadaşım 11 tane aysınız, biriniz karşısına alıp konuştu mu bu Şubat ayını? Yok. Her biri kendi aleminde. Aralık, Ocak, Mart zaten donuyor, kendi dertleri yeter. Nisan, Mayıs desen cillop gibi havalarda uğraşmak istemiyorlar. Haziran, Temmuz, Ağustos'a da o sıcaklarda ben acırım. Sonbahar ayları niyeyse hüzünlü, daha da depresif hale getirmek istemiyorum adamları.

Ama yukarda saydığım hiçbir ay görevden kaçmıyor. Hepsi adam gibi ya 30 ya da 31 gün sürüyor. Bi bu Şubat aykırı çıktı, serseri oldu başımıza.

Bi de herifteki keyfe bak. 4 senede bir 29 çekiyor. Lütfediyor sanki şerefsiz. Düşün koca 4 sene geçecek de beyimiz 1 gün daha ekleyecek. Al senin olsun lan, sadaka veriyor sanki.

Pluton'u gezegenlikten çıkaranlar; eliniz değmişken Şubat'ı da ay olmaktan çıkarsaydınız ya lan. Bari uzak kaldığı zamanlar nerde hata yaptım diye düşünürdü. Görev bilinci diye bişey yok resmen.

Hadi git, çok bile kaldın zibidi.

Bana Mutluluğu Yaşatabilir Misin Abidin?



Mutluluğun resmini çizsene bana Abidin. Ya da boşver fotoğrafını çeksen de olur. Cep telefonuyla da çekebilirsin, sorun olmaz. Hem iyi bir mutluluk fotoğrafı çekebilirsen haber kanallarına satıp köşeyi dönebiliriz Abidin, düşün bunu.

Abidin artık sana gerek kalmadı sanki. Facebook'ta o kadar çok görüyorum ki mutluluğun resimlerini. Herkes mutlu anasını satiyim. Tek eliyle cep telefonunu havaya kaldırıp, boynunu sanki tutulmuş gibi sağa sola yatırıp kendi fotoğraflarını çeken ergenlerle dolu bir internette dolaşıyorum her gün. O boyunları her gördüğümde orta okulda boynumun tutulduğu günleri hatırlıyorum Abidin. Bütün gün kafam sağa yatık gezmiştim. Herkes ne olduğunu sorup ilgilenmişti. Mutlu olmuştum Abidin. Keşke orda olaydın da...

Mutluluk, çatısı akan bir evde huzur içinde şemsiyeyle sıkış tıkış uyumak mıdır? Ben deli yatarım Abidin. Elli kişiyle beraber hayatta uyuyamam. Uykusuzluk çektiğim zamanlarda bir ilaç yardımıyla uyumaya çalışıyordum ve o uyku o kadar tatlı oluyordu ki... Eminim o dönemlerde yüzümde kocaman bir gülümsemeyle uyumuşumdur. Sabahları mutlu kalkıyordum Abidin. Keşke orda olaydın da...

Ben şemsiyeyle de yatamam Abidin. Hem ben uykuya daldıktan sonra o şemsiye birinin gözüne girer. Malum kalabalık yatıyorum ya hani. Çocukken robocop benzeri bir oyuncağım vardı. Bacakları, kolları falan hareket ediyordu. Bir numarası yoktu ama çok seviyordum. Yatarken hep onu alırdım yanıma. Tutardım demiyorum Abidin, yanıma alırdım. Çünkü tutarsam, elimden düşürüp onsuz uyuyacağımı bilirdim. Ben öyle mutluydum Abidin. Keşke orda olaydın da...

Sabah yüzüme güneş vurmasını da sevmem ben Abidin. Çünkü sıcakta uyuyamam ben. Güneş doğarken ve batarken en güzel halindedir. Ben o zamanlarda yaşadığımı hissederim ve mutlu olurum Abidin. Hep o anların fotoğrafını çekmek istedim ama o kadar etkileniyordum ki fotoğraf çekip o anı bozmak istemiyordum. Hem fotoğraflar yalan söyler Abidin. En samimiyetsiz anların ölümsüzleştiği karelerdir fotoğraflar. Güneşi böyle bir samimiyetsizliğe alet edemem.

Mutluluğun resmini çizebilirsin de onu bana yaşatabilir misin Abidin?

Facebook ve Yaratıcılık Sınırları-3

Aylık geleneksel garip gurabe facebook gruplarını tanıtmaca köşemize tekrar hoş geldiniz. İlk iki yazı için sağ üstteki boşluğa "facebook ve yaratıcılık sınırları" yazıp enter isimli tuşa basabilirsiniz.

- edebiyt dersini cok svnler hele ebru hoca giriosa daha cok sevyrz dienlr xd (174 üye): Bunlar edebiyat dersinde msn dili ve edebiyatı okuyan güruh. Cemaat böyleyse hocaları kimbilir nasıldır.

- sizi kimler listesinden silip sonra pişman olmuş öğrenmek istermisiniz? (393 üye): Sizi listesinden kimler silmiş öğrenmek ister misiniz temalı gruplarda ulaşılan son nokta. Artık bu gruplar duyguları da ölçüp kimin pişman olup kimin intihara sürüklendiğini de tespit edebiliyorlar.

- msn şifresi kırmak ister misiniz? (28.400 üye) : İşte yalnız ve güzel ülkemin saf duygularından yararlanmak isteyen başka bir grup daha. Gerçi ülkem madem yalnız ve güzel, niye msn şifresi kırmak için bir gruba üşüşüyorlar dimi? Bu grup da diğer sazan avı yapan gruplar gibi bütün arkadaş listesinin davet edilmesini istiyor. Allah Allah neden ki acep?

- söz vermek göt vermeye benzemez (87 üye): Uuu beybi, işte bir "Donunu düşüren kahraman olamaz." minvalinde bir grup. Yalnız pek ilgi çekmemiş. Ben diyorum halbuki, araya "şifre kırma" kelimelerini falan yerleştirseler üye sayıları tavan yapar.

- yolda yürürken kim yan bakmiş, arkandan kim hareket çekmiş (banko çalışıyo) (38 üye): İşte sorun burda. Bana ne facebook'undan beni kim silmiş, msn şifresi nasıl kırılır falan. Asıl günlük hayat ihtiyacı bu. Ama bu da ilgi çekmiyor.

- face başıma face başıma püskülü ben olayım (180 üye): İşte facebook'ta espri kalitesinin ne kadar geliştiğinin kanıtı. Ya da gelişemediğinin bilemiyorum. Yorum yapmak dahi istemiyorum aslında. Hatta gördüğüm anda bi tiksinti geldi. Kelimeler son derece kıyafetsiz şu anda. Evet kifayetsiz değil, kıyafetsiz. En azından "face başıma" dan iyidir be.

- durduk yere 1.000.000 kişi olalım (28.720 üye): Amaçsızlığın bu kadarı. Facebook'ta vatan kurtarmak, 1 milyon Türk bulup Guinness rekorlar kitabına girmek varken durduk yere niye toplanır ki 1 milyon kişi.

- polat 2 rekat namaz kılsın gençliğe örnek olsun (4.312 üye): İşte sorumlu bir grup. Gençliğe örnek olacak şahsiyet de bulunmuş. Polat Alemdar namaz kılacak, gençler de onu örnek alıp namaza başlayacak. Polat bir yandan adam öldürecek, bir yandan namaz kılacak. Gençliğin yeni idolü. Polat, The Great.

- guiza'yı düğünümde bile oynatmam (2.465 üye): İşte biz fenerbahçelilerin keder noktası, can evi, efkar sebebi. Destekleyin bu grubu, sonra listenizdeki herkese yollayın, belki Aziz Yıldırım'ın mail kutusuna düşer.

- bok yiyin milyonlarca sinek yanılıyor olamaz (3.038 üye): Gaza gelmiş insanların açtığı başka bir grup. Bir de üşenmeden bok çeşitleri anlatılmış grupta. Şimdi burdan örnek verip kimsenin de midesini kaldırmak istemiyorum. Resimli anlatmamışlar ama en azından.

Bir yazının daha sonuna geldik. Sizin de bildiğiniz/açtığınız garip facebook grup isimleri varsa yollayın, tanıtalım, grubunuza üye kazandıralım, komisyonumuzu da alalım tabii. Babamızın hayrına yapmıyoruz.

Blog Oscarları

Bi gün de demediler ki Blog Oscar Ödülleri sahiplerini bulacak, mert de gelsin ödülleri dağıtsın. Ben de istemez miyim Brad abimiz Angelina yengemizle gelsin kırmızı halıya. Sonra bir Coni Depik, Herısın Hoyt, Culya Rabırts'ı ben kırmızı halıda düğün salonu sahibi gibi karşılasam. Sonra blog sahipleri gelse, ödül töreni başlasa.

- Leydis en centılmını (açılışı İbrahim Sweetvoice yapıyor tabii) blog oscarları bu gece sahibini bulacak. Ama önce hade şappi şappi-
ben- İbraam tamam abicim geç sen, ben hallederim. Öhöm sevgili konuklar, hoş geldiniz şeref verdiniz. Vay Cenıfır, naptın ya? Hani gelmiyodun hayırsız ehe. Neyse, bu gece bazı kategorilerde ödüller dağıtacam. Şimdiden aday olan herkesi kutluyorum, buraya aday olmak bile bi şeref. Şimdi kategoriyi ve kazananı açıklıyorum... Ooo Bruce naber abi? Geç geldin şerefsiz ayakta kal müstehak sana eheh, ne adam ya...Evet kategorimiz "En komiklik şakalar blogu" Böyle tırışkadan kategori ismi mi olur lan? Neyse kazanan.....Havan Topu. Aaa biziz lan bu, valla torpil yok lan. Enee çok sevindim. Sağolun, bu ödül çok anlamlı bizim için.

- Sıradaki kategorimiz, "En garip isimli blog" Kazanan....Eneee yine biziz. Valla akademinin değerli üyeleri, şımartıyosunuz lan bizi. Diğer kategoriye geçiyorum. "İçinde seks kelimesi geçen aramalarla en çok ulaşılan blog" Daha kısası yok muydu bunun? Ve kazanan yine "Havan Topu" Eh ne diyim size ya. E ulan bileydik biz de bişeyler getirirdik. Çok utandım ama lan. Arnold nereye zibidi, kıskandın mı ehe. Oturaydın daha. Kıçımın terminatörü seni yürrüü, eheh.

Bir Blog Oscarları töreninin daha sonuna gelirken.... şaka maka altın kaplama dimi bunlar? Bi okutsak var ya hayatımız kurtulur.

Google Çeviri ile Aramda Bişey

Adamlar en azından çabalamış da bir şey yapmış. Yalnız Türkçe için pek uğraşmamışlar. Özneydi, yüklemdi, bağlaçtı derken "eeeaahh eytere beeaa" deyip sıkılmışlar gibi duruyor.

Programa karşı güzel hisler beslediğimi belirtmek için bütün iyi niyetimle Google'ın hatrını sordum. İlk cümleler benim sorularım, ikinciler cümlenin Türkçe'ye çevrilmiş hali:

"what's up?" -----> "ne kadar olduğunu"

Lan dedim anlamadı herhalde. Sohbeti koyulaştırmaya çalıştım. Yaşını sordum:

"how old are you?"------> "kaç yaşındasın"

İyi dedim bi aşama kaydettik. Biraz damardan giriyim dedim. Sevgilisinin olup olmadığını sordum:

"do you have a girlfriend?" -------> "bir kız arkadaşım var"

Oha dedim. Sağlıklı iletişim kurmaya başladık. Kızdan bahsetmesini istedim biraz:

"What's she like?" --------> "ne gibi de değil"

Anladım ki kızdan konuşmak istemiyor. Onun özeli tabii, saygı duyarız. Kızın arkadaşı var mıymış, bana da ayarlasana lan şanslı piç dedim:

"Does she have a friend like her. Do me a favour you lucky bastard."--------> "Onun gibi bir arkadaşım var mı. Seni piç şans iyilik yap"

Baktım sinirlendi bu. Lan dedim zibidi, sevgilini ver demedik, ne kızıyon. Adam değilmişsin lan dedim:

"you are not a man zibidi" --------> "bir adam zibidi değildir"

İyice saçmalamaya başlamıştı. Salak dedim, bir adam değil, sensin zibidi. Alt tarafı programsın, ne bu havalar dedim:

"you are just a computer programme. Don't be so kibirli." ------> "sadece bir bilgisayar programı vardır. Çok kibirli olmayın."

Sensin lan kibirli, pis google şeysi. Fırçayı yiyince nasıl düzgün konuşuyo ama dimi? Dedim fazla uzatmiyim, kıçıkırık bi programla uğraşmiyim. Senlen işimiz bitmedi, yakında yine gelicem şerefsiz dedim:

"we are not over, i will come back soon you dishonest" --------> "Biz üzerinden geri yakında dürüst gelecek olan"

Allahını seversen, kimlerle muhattap ediyosun beni Google.

"O" Gün

Neredeyse bütün blogları takipteyim, merak etmeyin hepinizi biliyorum. Ayağınızı dengal kaplanları.

Ve gördüm ki herkes "O" gün yaklaştığı için isyanlarda. Şimdi "O" günün ismini yazıp daha fazla götünü kaldırmak istemiyorum. Herkes "bu ne la böyle, millet öpüşsün-sevişsin diye gün mü olurmuş" diyor, ki bence sonuna kadar haklılar. Ben "O" güne karşı artan nefrete bir manifesto-duyuru-ilan ne derseniz deyin, onla katılmak istiyorum. "O" gün için sevgilisiz kalanların istekleri:
  • Dükkanlar "O" gün için sattıkları ürünleri, "O" güne özel sloganlarını gözümüze sokmasınlar.Dükkanlarının içerisinde bir yere saklasınlar, isteyen girer, görür. Hasta etmeyin adamı!
  • Firmalar şehirlerin dört bir yanına sevgi pıtırcığı fotoğraflarla "Siz de "O" gün sevişmek istemez misiniz?" ana temalı afişleri asmayı bıraksınlar. Sevişmiyosak bildiğimiz var dimi?
  • Özellikle tv programlarında, dizilerde "O" günü çağrıştıracak herhangi bir şey yapılmasın. Mümkünse "O" gün kimse tv'de öpüşmesin. 
  • Ve siz sevgililer! Sakın ola ki "O" gün el ele tutuşup, sevgi pıtırcığı şeklinde dolaşmayın. Ekibim, birbirlerinin gözünün içine bakıp "aşkoom "O" günün kutlu olsuuuaann" diyenleri teker teker bulup bana getirecek. "Hadi lan ordan" demeyin, çok kalabalığız. 
  • "O" gün çiçekçiler kapatılsın. Anneler günü için annene hediye alırken tam da anneler gününde mi seçiyorsun hediyeyi? Gerek yok böyle şeylere. Adam olun söz dinleyin.
Bu mesajı lütfen bütün sevdiklerine gönder. Eğer göndermezsen başına çok kötü şeyler gelec..... Bi dakka lan hatlar karıştı.

Neyse ne diyodum.. Hah, hem bunlar hep emperyalist, kapitalist şeysi, tamamen pazarı hareketlendirmek için yapılan şeyler böyle. Ühü.

Mektup

Sevgili güncük(günce-günlük karışımı bişey yaptım beğendin mi?)

Küçükkene günlük yazardım. Ortaokul zamanlarında. Bi kıza aşıktım. Sınıfın en güzeliydi. Aşkımdan haberi yoktu. Ben de platonik takılıyodum. O yaşta aşk mı yaşadım bilmiyorum ama şahane duygular besliyordum ona karşı. Midemde kelebeklerin uçuştuğu ilk zamanlara denk gelir kendisi. Bi kere de açılmak gelmedi aklıma. Büyüyü mü bozmak istemedim nedir. Hep o kızın etrafında dönerdi yazdıklarım. Yarım sayfa yazardım hep de. Yani 20 sayfa falan yazdıysam toplamda özeti şudur:"Seviyom ulen seni."

Sonra ben büyüdüm, aşklarım da büyüdü. Lisedeyken bi kızla yakınlaşma sürecimizde bi gün sınıfta yanıma yaklaştı. Katlanmış bi kağıt verdi, "burda okuma, eve gidince okursun" dedi. Allahım nasıl çatlıyorum meraktan. Eve gittim koşa koşa, açtım kağıdı. ---bu noktada eskiye dönüş, burun direği sızlaması, ilk heyecanlar gibi duygu karmaşaları var---Aşığım demiş kız bana lan. İçinde ne kadar saf duygu varsa yazmış. Seni hep seveceğim yazmış. Hayatımda aldığım ilk aşk mektubudur ve kafama pisliyim ki hatıra biriktirmek gibi bir alışkanlığım yok, çıkarır, tekrar okur ağlardım şimdi ne güzel.

Bi zaman sonra üniversite sınav derdine düştük. O sırada melek gibi bi kız çıktı karşıma. Her gün ama her gün görüşürdük. Bazen birbirimize olan duygularımızı kağıtlara yazarak anlatırdık. Daha ilişkiye başlama evrelerindeyiz mesela. Aynı masada karşılıklı otururken benim test kitapçığımı alır, sorulardan kalan boş yerlere bana karşı olan duygularını yazardı. Görmeyeyim diye de eliyle saklardı. Sonra ben onu günlerce okurdum, tekrar aşık olurdum. Ben de ona olan aşkımı beyaz, çizgisiz kağıtlara yazdım hep. Bu son cümle iyi oldu dimi, yani kendimi aşıyorum sanırsam.

Bikaç sene sonra bi kız daha çıktı karşıma. Kız bilmiyodu ondan hoşlandığımı. Bir sabah onla buluşup akşama kadar dolaştık. Gün boyunca ne hissettiysem yazdım bi yere sonra. Şahane bişey çıktı ortaya. Hala duruyo bi ara gösteririm sana da. O kıza hissettiklerim geçiciydi ama hissettiğim şeyler çok hoşuma gitmişti lan. Silmeye de kıyamadım. Bi kıza ondan habersiz yazdığım ilk ve tek mektuptur kendisi. O asla bilmeyecek.

Demek ben gerçekten önem verdiğim insanlar için yazıyorum bişeyler. Ve ilginçtir yazmayı seven kızlar çıkmış karşıma hep. Benim gibi duygularını konuşarak ifade etmekte zorlanan biri için büyük şans. Aslında şimdi düşününce ya konuşmaya üşeniyoduk ya da konuşunca bişeylerin büyüsünün kaçacağını düşünüyoduk galiba.

Kusura bakma güncük, geyik yapamadık bu kez. Arada sırada geçmişi de hatırlayalım ama dimi? Geçmiş iyidir. Göz nemlendirir.

Olmasa mektubun
Yazdıkların olmasa
Kim inanır senle ayrıldığımıza...

Facebook

Klişelerden devam ediyorum. Hem Havan Topu nasıl olur da Facebook'un gruplardan başka bir yönünü incelemez diye düşünen 70 milyonluk bir kitle olduğunu biliyorum. Hadi taş çatlasın 45 milyon. En olmadı 20. Tamam lan tamam bi ben düşünüyodum öyle.

2007'nin son günlerinde hesap açtım. Aynı hızla kapattım. Sonra tam 1 sene sonra meraktan çatladığım için hesabımı tekrar aktif hale getirdim. Sırf beni kimlerin aradığını görmek, "mert eskiden sana aşıktım, sen hiç yüz vermiyordun" mesajlarını okumak, "abi çok havalı görünüyordun yanına yaklaşamıyordum. her zaman idolümdün." cümleleriyle egoma taklalar attırmak istediğim için hesabımı tekrar açmıştım.

Birkaç gün gelen giden olmadı. her gün msn'de veya telefonda görüştüğüm insanlar listemi doldurmaya başlamıştı. "doldurmak" kelimesi yanlış oldu, topu topu 9-10 kişilerdi zaten. Sonra bir gün, lisedeyken hastası olduğum, bana da belli ölçülerde yüz veren bir kızın bana arkadaş listesine ekleme talebi gönderdiğini gördüm. "ahaha dahiyane planım sinsi bir şekilde ilerliyor." deyip fona ismail yk'dan "bas gaza" şarkısını verdim. Çok acayip bir ambiyans oluşturmuştum, kendimden tiksiniyordum.

Talebi hemen kabul ettim tabii ve direkt kızın profilinden hayatı hakkında ipuçları edinmeye başladım."Vay anasını ortam yapmış lan....Kim bu zibidi, sarılmış öyle.....Bak lavuk sırıtıyo bide." gibi söylemlerim eşliğinde profilini gezdim. Ancak kız hiç mesaj atmadı. Ben de kendimi ağırdan sattığım için, kendimi adeta bir lord gibi gördüğümden kelli hiç mesaj atmadım. Yalvararak gelecek bana, biliyorum.

Sonra geçmişimden aklıma kim geldiyse onları arattım. Aklıma hep kız isimlerinin gelmesi şaşırtıcıydı. Ancak orta okulda, lisede dikkat çekmeyen, ortalama güzellikleri olan bu kızların benden sonraki dönemlerinde iyice serpilmeleri, kendilerini bulmaları daha da şaşırtıcıydı.

Aradan birkaç hafta geçti. Sarayından halkını izleyen padişah misali eski arkadaşlarımın(kızların) profillerini düzenli aralıklarla takip ediyordum. Ancak benimle hiç iletişime geçmemeleri çok şaşırtıcıydı. Hepsinin hayatında iyi-kötü bir iz bırakmıştım. Hepsi için unutulmazdım, hatta sanırsam çoğu bana karşı gizliden gizliye aşk duyguları besliyordu. Ama önemli olan benim götümün ne zaman bu kadar kalktığıydı.

Ve bir gün, kendimden taviz vermek pahasına da olsa, içlerinden en alımlısını seçip gidişatı öğrenmek istedim. Bunu da karizmamdan ödün vermeden yapacaktım. Mesaj bölümüne girdim ve;
- selam, hatırladın mı beni, okul ne güzeldi dimi. kpss ye hazırlanıyorum şimdi. sen neler yapıyosun :)
+ ya kusura bakma, sevgilim herkesle mesajlaşmama izin vermiyor :(

Facebook böyle bir şey işte. Yeşilçam'ın bir dönem parlayan yıldızıyken yıllar sonra parasız ve kimsesiz kalan insanlara benzetiyordum kendimi. Ben "herkes"tim.

Artık kimseye mesaj atmıyorum, sadece profil profil dolaşıyorum ve sadece "Oha taş gibi olmuş lan!" diyorum.

Çocukluğum

İlerde inşallah bir çocuğum olursa kendisi maalesef;
  • Mahalle maçı keyfini yaşayamayacak.
  • Sokaklarda dizleri kirden görünmeyecek hale gelene kadar oynamayacak.
  • Atarinin ne demek olduğunu bilmeyecek, şimdi tırt gelen oyunların eskiden saatler süren bağımlılık yarattıklarını bilmeyecek, anlamayacak.
  • Parliament Gece Kulübü'nün sunduğu sinema kuşağını seyredemeyecek. Gerçi imkanı olsa da seyrettirmezdim, erken yatsın zibidi. Ben hiç seyredemedim, ondan bu kinim.
  • Tsubasa'nın engebeli bir futbol sahasını 1 haftada katettiğini göremeyecek, futbol topunun aldığı elips şekle, kalecinin topla birlikte içeri girmesine hayran kalamayacak, sırf seyretmek için sabahın 7'sinde kalkamayacak.
  • Tutti Frutti isimli şimdiki yarışma programlarının atası güzel programı seyredemeyecek.
  • Tayfun'un "Hadi Yine İyisin" şarkısını kafasını ileri-geri hareket ettirerek söyleyemeyecek. Ben yapıyordum, bildiğin hayranıydım Tayfun'un. Sonra tedavi oldum kurtuldum.
  • Süper Baba gibi bir efsaneyi yaşayamayacak.
  • Yonca Evcimik'in Aboneyim şarkısını ezberlemeyecek.
  • Nüfus sayımlarında boş caddelerde, sokaklarda dilediği gibi dolaşamayacak.
  • Susam Sokağı'nı izleyemeyecek. Kırpık'ın küfesinin içini merak etmeyecek.
  • İsim-şehir-hayvan oynamayacak. Tabu oynayıp eğlenecek.
  • 9 aylık gibi mahalle maçı terimlerini bilmeyecek.
  • Power Rangers gibi rengarenk giyinmiş soytarıların düşmanlarla mücadele etmesini izleyemeyecek. 
  • Haber öncesi çizgi film izleyemeyecek.
  • "Ben 4'e bastım Tolga Abi, Hugo gitmedi" diyemeyecek.
  • Her pazar akşamı yıkandıktan sonra Bizimkiler'i seyredemeyecek.
  • Taso biriktiremeyecek, arkadaşlarıyla değiş-tokuş yapamayacak.
  • Mahallesindeki bütün çocukları, bütün teyzeleri, amcaları tanıyamayacak.
  • Belki de ilk façasını çok geç yiyecek.
  • Burak Kut'un şarkılarıyla duygulanmayacak, "Komple Tikiyiz" deyip dans edecek. 
  • Bayramlarda heyecanlanmayacak.
  • Bakkal amcayla muhabbet kuramayacak.
  • Mahalledeki her esnafla samimi bir muhabbet kurmayacak.
  • Atari salonlarına gidip jeton üstüne jeton almayacak, birilerinin yanına gidip "Şş çocuk, senin yerine bitiriyim istersen" demeyecek.
  • Yaz tatili bir ömür sürecekmiş gibi gelmeyecek.
  • Oya-Bora'nın şarkı sözlerini ezberlemeyecek.
  • Hayatında izlediği ilk ve hayran kaldığı film Beter Böcek olmayacak.
  • Kahvaltılarda Teletubbies'i seyredip "Napıyo lan bunlar" diyemeyecek.
  • Mahallesinden bir kızla balkondan kesişmeyecek ve o ilk aşkı olmayacak. Yanından geçtiğinde daha o yaşta parfüm kokusundan başı dönmeyecek, aşkı o kadar erken tadamayacak.
  • Arkadaşlıkların değerini çok geç anlayacak, herkese güvenmemeyi öğrenmesi zaman alacak çünkü insanlarla doğru dürüst iletişim içinde olmayacak.
  • Artık dolapta çikolata gördüğünde sevinmeyecek sebepsiz. 
  • İlkokul öğretmenini ikinci annesi gibi görmeyecek.
  • Yaz tatilini nasıl geçireceğine dair masumane, hiç gerçekleşmeyecek planlar yapmayacak.
  • Yazın gittiği şehirde yaşıtı bir kıza aşık olup o masum, o naif hissi yaşayamayacak.
  • O kadar da masum olmayacak. 
  • O büyüyecek ve kirlenecek dünya.
Bu yazı Cine 5'in şifreli yayınını gözleri bozulma pahasına takip eden o güzel nesle ithaf edilmiştir.

Anlamsızlaşmayalım

Hapşırık ne demek lan? Hadi öyle bir kelimenin olmasını geçtim niye ilginç sesler çıkardığımız o faaliyet esnasında "Hapşu!" diyoruz? Çok afedersiniz manyak mıyız biz? 2 yaşındaki bebek söylese anlarım da koca koca adamların tamamen anlamsız bir harfler dizini olan hapşuyu kullanması şu günlerde kafamı kurcalıyor.

Tıksırmak da onun daha rezalet hali. "Çok tıksırmaya başladım bugünlerde şekerim" Lan eşek kadar oldun ne tıksırması. Aksırık tıksırık falan. Öksürdüğünde "Öks, Öks!" diye ses mi çıkarıyorsun?

Bak özellikle soğukların bastırmasıyla çok duymaya başladım bunlardan. Bi daha duyarsam ne kadar öksürüğüm, "hapşırığum" varsa suratlarına suratlarına yapacam.

Misal bu kelimeler yerine "celallendim, gürültü çıkardım" da denebilir. Ha yok ben hasta olduğumda illaki efektvari sesler çıkartmak istiyorum dersen al bunlar da öneriler: "peyda!, himayet!, ceberrut!, davudi!"

Lütfen garip gurabe sesler çıkarmayalım, çıkaranlara prim vermeyelim..... Gurabe ne lan!?

2017'nin Enleri

Evet, ne var? İlla bitirilen senenin enleri mi seçilecek. Karşıyım klişelere. Bu da bir nevi klişe ama öyle sıradan klişe değil. Bu başka çeşit klişe. Klişe. Ne güzel kelime dimi?

Neyse başlıyorum 2017'nin enlerine;

- En yerinde davranış: Gelen cep telefonu mesajlarına aynı özende yanıt vermek.

- En sevilen davranış: Aşka karşılık vermek.

- En saçma davranış: Karşıdakine ne düşündüğünü belli etmeyip onu maymun etmek.

- En güzel gün: Pazar.

- En güzel yemek: Pizza.

- En güzel abur cubur: Portakallı Eti Cin.

- En tiksindirici davranış: Sokak ortasında burunsal boşaltım faaliyeti. Ağzına sıçıyım yapanın.

- En sevilen hayvan: Burunsal boşaltım faaliyetinden vazgeçen hayvan.

- En saçma cümle: "Hoş geldin yeni yıl." Yeni yıl cevap verse içim yanmaz.

- En saçma dilek: "Bi dileğim daha olsun." Gözün doysun zibidi.

- En bi güzel blog: Ehe.

- En sevilen sanatçı: Bizim bıçak bileyleyici Mahmut abi var. Gerçi o zanaatkara girer.,

- En sevilmeyen gün: Pazartesi değil. Perşembeyi cumartesiye bağlayan gece. Öyle.

- En güzel hava: Lapa lapa karla karışık yağmur.

- En güzel cümle: Hafız sana bi kız ayarlayalım mı?

- En pis arkadaş: Maça gitmeyip "o parayla döner yeriz lan" diyen kişi.

- En güzel şiir: Seviyorum ama kimi/En tatlı birisini/Nasıl anlatsam sana/İlk harflere baksana

- En güzel film: Öpüşmeli filmler. Tükmüklü tükmüklü.

- En güzel ay: Temmuz. Tem'e muz düşmüş ne olmuş? Temmuz. Sırf bu espriye konu olduğu için sempati kaynağı.

- En iyi insan: Ben. Öhöm.

- En yalan cümle: "Ya hattımı değiştiriyorum da şimdi, değişince veriyim numaramı." Hassiktir ordan.

Tamam amacına uygun bi liste olmadı ama derdimi anlattım sanırım.

2017 merhaba lan. Daha çok görüşücez senle. Çok klişe şeyler söylemek de istemiyorum ama eğer imkanın varsa güzel şeyler getir bana. Çok güzel olmasına gerek yok. İçimi ısıtsın yeter. Hiç adetim değildir ama al hadi bu sözler senin olsun:

Ansızın gelecek gibisin
Gözlerinde çocuk kaygılar
Tam beni sevecek gibisin
Ani bir yağmur, mevsim ilkbahar.

Yemekteyiz

- Bakalım annem bu akşam için neler hazırlamış, menüye şöyle bi bakalım....
+ Çıksana oğlum mutfaktan, yemek yapıyoruz.
- Kuru fasulye-pilav. Çok kolaya kaçılmış bence. Tatlı olarak da bir şey yok gördüğüm kadarıyla.
+ Çık hadi, yemeğe kadar sabret.

yemek sonrası, salonda....

- Bence yemeğin sunumu fena değildi ama tuzu fazlaydı sanki. Sen ne düşünüyorsun baba?
+ Valla ben doydum.
- Ben doymadım açıkçası. Menü çok kolaydı, hiç uğraşılmamış. Annemin yemek sırasında eleştirilerime karşılık enseme tokat atmasını yemek hazırlama stresine bağlıyorum. Sırf sunuma veriyorum bu puanı da: 4
+ La git bi daha lokantada ye, manyak mıdır nedir...

Başarılarla Dolu Bir Hayat

Sıkı durun başlıyorum:

- Bacak kadarkene bahçemizde ayağımın takılması sonucu kırık bir boru parçasının üzerine düşüp gözümün kenarını yarmam. Göze 1 santimetre kalan bir başarı öyküsü.

- Yine bacak kadarkene bahçede nerden baksan 3-4 metrelik yükseklikten düşerek çenemi yarmam. Çok yüksek bir başarı öyküsü.

- Biraz büyüdükten sonra bisikletle 2 takla açıp kafamı yarmam. Taklalarla dolu bir başarı öyküsü.

- Ortaokulda aşık olduğum kıza okul bitene kadar açılamamam. Saflıkla salaklık arasındaki ince çizgide bir başarı öyküsü.

- 900'lü hatların yoğun olduğu dönemde gizli gizli bu numaraları arayıp telefon faturasını şişirmem ve babamın da beni şişirmek istemesi. Ahizeye üflerken yaşanan bir başarı öyküsü.

- Araba kullanmayı öğrendiğim ilk zamanlar, el frenini çekilmiş halde unutup bir süre o şekilde devam etmem ve babamın trip atması. Fren balatalarının ayvayı yediği bir başarı öyküsü.

- Küçükkene gittiğimiz bir restoranda küçük havuzcukların dikkatimi çekmesi ve suyu incelerken birdenbire havuzcuğun içine düşmem. Sırılsıklam bir başarı öyküsü.

Kalk Hadi

Hadi be oğlum, kalk artık geç kalıcaz. Kızlar bizi bekler şimdi. Her defasında geç kalıyoruz. Geçen sefer de geç kalmıştık nasıl kızmışlardı ama eheh. Lan var ya aslında kız milletine ipleri fazla vermiycen, vermiş gibi yapıcan, ilişkinin hakimi sanıcak kendisi. Çok biliyorum ya bu işleri, ondan daha sevgilim olmadı.  Sen nasıl yapıyosun bu işleri hiç anlamıyorum ha. Bi merhaba desen kızlar içine düşüyo lan, nasıl bir şeytan tüyü var sende? E tip de lazım, sen yakışıklısın şimdi, hakkını vermek lazım şerefsiz eheh. Hadi lan iyice yayıldın ha, kalk, geç kaldık diyorum. Gerçi sen de haklısın, bu saatte deli gibi ben niye ayaktayım dimi, lan var ya gezmek-tozmak olunca duramıyorum valla. Bide kızlar giriyo işin içine, o zaman tutma beni zaten. Yalnız seninle de iyi gezdik dimi, gitmediğimiz yer kalmadı ha. Burnumuzu sokmadık delik bırakmadık ehe. O deliklerde sağlam dayaklar da yedik ya olacak artık o kadar. Bakıyorum da neler yaşamışız senle lan. Kavgalar, ihanetler falan filan. Kendi çapımızda bi pembe dizi çevirecek kadar konumuz var elimizde dimi lan? Bak uyuyosun diye bu kadar rahatım, yoksa yüzüne söyleyemem bunları ama; sen var çok iyi bi dostsun. Kardeşim gibisin şerefsizim. Bak bi daha kolay kolay söylemem bunları ha ehe.

Şşş, kalk hadi. Ben bıktım her gün bu mezarlığa gelip gitmekten, o kazadan beri uyuyosun be oğlum. Kızıyorum artık valla bak. Kalksana be. Kalk hadi.

not: Farkındayım, karamsarlık diz boyu. Dur bi mart gelsin, o zaman şeyaparız artık.

İyi Düşündün mü?

- Yatacağın yer burası. Ne o beğenmedin mi? Razı olmaktan başka çaren yok. Yemekleri sana bu kadın yapacak. Güzel yemekler yapıyormuş diye duydum, her yaptığı acayip lezzetli olurmuş. Bi kere tatmak nasip olmadı ama lan, neyse kısmet. Bak bide bu adam var. Canın ne isterse bu adama söyle. Her istediğin yerine getirilecek merak etme. Lan ne ballısın ha, gözlerin parladı bakıyorum ehe. Genel hatlarıyla burası ve çevresinde yaşayacaksın işte bundan sonra. Güzel zamanların da olur, kötü zamanların da. Kavga da edersin, güllük gülistanlık da olabilir her şey. Bundan sonrasına ben karışamıyorum biliyosun. Burda kendine çok dikkat etmeni istiyorum yalnız. Sonra bana gelip vay efendim siz bana şunu vaadetmiştiniz de aradığımı bulamadım falan gibi şeyler söyleme. Ben sana dobra dobra neyle karşılaşabileceğini söylüyorum. Bir süre sonra fiziksel ve ruhsal birtakım değişiklikler hissedeceksin, sakın korkma. Onlar burda yaşadığın zaman içerisinde olması gereken şeyler. Tadını çıkarmayı bil yani. Kendini yalnız hissedip bir rehbere ihtiyacın olduğunu hissedersen en başta bahsettiğim çok güzel yemekler yapan kadına danış. Burdaki en tecrübeli insan o, her şeyi sorabilirsin, elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışır. Buraya ayak uydurman için senin de çaba göstermen gerekiyor biliyosun değil mi? Her şey karşılıklı lan burda. Tabii, ekmek elden su gölden devri bitti. Ha sana ufak bi ipucu da vereyim burasıyla ilgili hadi; ilerde karşına bütün kimyanı değiştirecek biri çıkacak, sürekli onu görmek isteyeceksin, onu gördüğünde de kalp atışların hızlanacak. Oha ipucu dedik, bütün ipi verdik. Neyse gidince görürsün zaten. Hadi artık vakit geliyor yavaş yavaş.
Bu anlattıklarımdan sonra şunu da sormam gerek; İyi düşündün mü?.....Peki, hadi o zaman doğum başladı, seni bekliyorlar, güle güle...Çok yaşa.

Gelecekteki Sevgiliye Mektup

Sevgili sevgilim,

Sen daha beni tanımıyorsun. Gerçi ben de seni tanımıyorum. Tanışalım mı? Naber? Eheh. Neyse mektubun özüne aykırı bu. Dur bi sululaşma.

Sen gelmeden önce bazı konularda uyarmak istiyorum seni. Bazı ön bilgiler verirsem senin için de kolay olur gibime geliyor. Öncelikle; yalnız'a yanlız, yanlış'a yalnış dememen çok önemli benim için. Sonralıkla; Kral Tv'ye "gkhn özenden bi parça çalarsanız çook sewinirim kib" diye mesaj gönderip saatlerce mesajının yayınlanmasını beklemen beni üzer açık olmak gerekirse."naber ses deneme deneme" falan yazarsan bir derece de "parça" isteme nolur iki gözüm.

Sokakta yürüdüğümüzde -özellikle geceleri- olur da tinerci veya ona benzer, insanları rahatsız eden yapılarla karşılaşırsak sakın beni öne atma sevdiceğim. Çünkü tırsağım, arkama bile bakmadan kaçar giderim. Hem bunların gözü dönünce kralını tanımazlar bebek yüzlüm. "Ama senin de kor gibi yüreğin var" diye gaza getirmeye çalışma. Onlarda da nah bu kadar bıçak var gülpembem.

Yemeğe çıktığımızda hesabı bana ödetme, dalarım sevdalım. Artık para o kadar kolay kazanılmıyor, hayat oldukça müşterek. Yemek bitimi hesap geldiğinde lavaboya sıvışan kızlardan olma canısı.

Günün her saati mesajlaşmayalım, birbirimizi aramayalım mahur gözlüm. Takdir edersin ki su yakmıyor bu telefonlar. "Aşkm napıyon" gibi bir mesaj çekme, anında karşılığını alırsın belalım:"Tuvaletteyim, sçıyom aşkm"

Trip yapma tribin Allahını görürsün cano. Şimdi bu söylemlerim ters gelebilir ama değerimi gelecekte anlayacaksın.

Cep telefonuma gelen mesajları karıştırma, o telefonu kafanda kırarım çiçeğim. Kıskançlığın lüzumu yok, başkasıyla sevişiyosam sevişiyorum derim zaten, inkar etmem balım.

Benim yanımda sakın Brad Pitt'i yakışıklı bulmaya kalkmayasın kukumav kuşum. Görünüş hiçbir şeydir, iç dünya her şey.

Saydığım tüm şartlara razıysan ve bu tatlı-sert ilişkide yerini almak istiyorsan bir an önce rezervasy......Dur olmadı. Neyse, kısaca razıysan gel.

Ve sakın tanışacağımız gün yanımdan beni tanımıyormuş gibi geçme, ağzını burnunu kırarım papatyam.

A Tribute to Mert

Bu kez değil lanet olası!! Bu kez değil!! diye bağırdı, arkasını dönüp..
Koşuyordu.. Hayatında hiç koşmadığı kadar hızlı, heyecanlı, soğuk terler sırtında ve soluksuz.. Çılgınlar gibi koşuyordu.. Uçakların neden sivri uçları olduğunu anladı koşarken.. Koca kafası atletik vücuduna dezavantaj oluşturuyor, hesaplarına göre hızını yüzde 62 ila 73 km/s azaltıyordu.. Oha diye düşündü, 'çokmuş lan'..

Halbuki sabah yeni güne ne hayallerle uyanmıştı.. Güzel bir kahvaltı yapıp, kendini sokaklara atacak,, o park senin bu park benim piyasa araştırmasına çıkacaktı.. Köşedeki simitçiden simit alıp kuşlara atacak, hayvansever gibi görünmeye çalışacaktı.. Bir bankta, elinde kitabı ve bir plastik bardakta kahve,, bu kez kesin bir kızla tanışacaktı.. Şimdi ise peşindeki o şeyden kurtulmak için çeşitli hesaplamalara girişiyor, bir aynştayn edasıyla hız hesaplamaları yapıyordu.. Küsüratlı bulunca seviniyordu hatta..

- Lanet olsun ne yapıyorum ben böyle ha!! Bu kahrolası şey resmen hayatımı kararttı, ben ben değilim artık.. Her an arkamdamı diye bakıp irkilmekten bıktım!! Bu paranoya beni tarihin depresif sayfalarına gömmeye yeter de artar dostum.. lanet olsun artar.. kabuslarım artık sadece bu şeyle ilgili,, oh tanrım daha korkunç ne olabilir ki!! Dur bi saniye! Şurdan ani bi dönüş yaparsam kurtulma şansım yüzde 78.. ,,

'Haha yine küsüratlı' diye düşünüp, kıvrak bir hareketle duvarın eşiklerinden hafifçe tutup diğer bölüme girdi..

-Oh tanrım hala peşimde!! Bir çeşit kurban tanıma sistemiyle donatılmış olmalı.. Bu şey.. Bu şey beni vurmaya kararlı dostum,, kesinlikle kıçımı tekmeleyecek..

Derken birkaç metre ilerdeki duvarı görüp, bunun bir 'dead end' olduğu gerçeğiyle irkildi.. Artık koşmak anlamsız bir hal aldı ve adımlar küçülmeye başladı.. Arkasındaki şey adeta '' şimdi de kaçınılmaz sonun ne kadar yakın olduğunu küsüratlı hesaplasana minik kelebek!! huahahai"
diye bağırıyordu.. Duvara geldi,, durdu,, ve ÇÖTANK!!! Yine vurulmuştu,, annenin terliğinden kaçmak imkansızdı..

- Ben sana demedim mi bi daha banyoyu ıslak bırakma!!!
- Tamam anne ya.. üff.

Film Şeridi

- Birol iyi misin, cevap ver Birol?!!
+ Ahh, noldu lan bana, kan falan var her yerimde?
- Araba çarptı, sakin ol, iyisin ama, ambulans çağırdım, gelir şimdi.
+ Serkan gidiyorum ben galiba.
- Saçmalama Birol, bi yere gitmiyosun, iyisin sen, sakin olmaya çalış.
+ Aaa bak film şeridi. Görüyo musun sen de?
- Ne şeridi Birol? Birazdan ambulans gelecek, merak etme.
+ Valla şerit var ha. Lan hep ölmeden önce cidden hayatım film şeridi gibi akacak mı diye merak ederdim. Oluyomuş meğer. Aaa bak lan, küçüklüğümden başladı. Oha, bahçemizde düşüp kafayı gözü yarmıştım onu gösteriyo. Babam alelacele götürmüştü beni hastaneye. Doktor dikiş atacaktı, ağlamiyim diye fenerli misin falan diye muhabbete tutmuş. Oraları hatırlamıyodum, şimdi seyrediyorum ama ne güzel lan. Bi damla ağlamamışım biliyo musun? Kolum sızlıyo çok fena....Aha ilkokula geçti. Bak bu ilk aşkım. Selin. İlk öpücüğümü de onunla yaşamıştım, gösterir birazdan. Valla gösteriyo bak. Tükmüklü tükmüklüydü ama olsun ilkti. Liseye geçti direkt. Orta okulu kesmiş yönetmen, kayda değer bişeyler yok diye heralde eheh. Off bacağım.....Bak burda sen de varsın Serkan. Hatırlıyo musun sevgililerimizi alıp sinemaya kaçak girmiştik. Sonra farkedilmiştik de kovalamışlardı bizi, onu gösteriyo şimdi de. Lan ne günlerdi be. Şu başımı dizine yasliyim mi Serkan, asfalt sert batıyo kafama....Hey gidi üniversiteye geldi. Ne güzeldi ya, kampüs hayatı, sevgililer, dersler, konserler, eğlenceler, bahar şenlikleri...Hepsini sırayla gösteriyo lan. Çok pis coşmuşuz ama ha. Saçlarıma bak, ibiş gibiymişim lan, niye uyarmadın beni o zamanlar ehe. Offf, bacaklarım uyuştu....Noluyo lan! Şeridin sonlarına geldi Serkan...Bitti galiba Serkan...Serkan.
- Burdayım Birol.
+ Buraya kadarmış demek Serkan. Mezartaşıma "Son" yazın. Altına da "Oyuncu: Birol" yazılsın. Yazarsınız dimi lan?
- Yazarız Birol merak etme.
+ Oha film şeridi de son diye bitiyormuş zaten lan, vay be. Ulan teknoloji ne ilerledi ha. Neyse Serkan, yine görüşürüz tamam mı, gidiyorum ben artık.
- Allah rahmet eylesin Birol, özliycem lan seni.
+ Ben de seni Serkan, çabuk gel ama lan bekletme beni orda tek başıma eheh. Neyse ağlama artık. Bi gün görüşücez tekrar.

Yeşil Pelikanım..



Sen ve senin müneccim edaların. Gün gelecek, tutamayacaksın zamanı demiştin.
Hatırlarmısın cevabımı?? 'Şimdi de tutamıyorum ki!' Çok pis bozulmuştun lan. O yüzden ayrıldıydık galiba tam hatırlamıyorum.
Dün aklıma Osman abi geldi, bildin mi?. Hani ben mahallede maç yapardım, sende beni, karizmamı, top tekniğimi, ayrıca hava toplarındaki hakimiyetimi hayranlıkla izlerdin. Hah işte o maçlarda gelip oyunumuzu bozan, topu alıp amaçsızca havaya diken Osman abi idi. Hani penaltı atayım derdi, plase vurucam deyip topa abanınca bizim kalecinin kolunu çıkarmıştı hani.

Evet o geldi aklıma dün. Plase vurucam diyip topa abanan tiplerle seni karşılaştırıp sosyolojik bi çıkarım yapmaya yeltenmiştim ki Liverpool maçı başladı. İddia 2,05 vermişti o aklıma geldi. O tarafa kaydım. İddia ne garip lan dimi bebeğim? '0-1-2' 3 ihtimalli, hayat gibi, yeşil Pelikan silgi gibi.. Kuramadın dimi bağlantıyı, ah benim andaval köftehorum. Çok düşünme bağlantı yok. Dikkat ettiysen bahsettiğim konular arasında da bağlantı yok. Çünkü kafam çok güzel. Senden güzel. Alınma.

Osman abi yi hatırlayıp, neden ayrıldığımızı hatırlamamam da çok ironik değilmi. Soru işareti koymadım çünkü bu retorik bir soruydu. Sempatik, fantastik, mistıbombastik sevgilim, yine kafan karıştı değil mi? Sakin ol. Sana yazıyorum, demek ki bende bir iz bırakmışsın. Çok ambale bir insandın ama seviyordum lan. Birde niye ayrıldığımızı hatırlasam. Osman abi ile bi bağlantısı var ama çözemedim. Sır perdesi aralandıkça teorilerimi sana yazıcam leydidayanam. Bir komploya kurban gitmiş olabiliriz.

Sözlerime uzay zaman sürekliliği diyerek son veriyorum ki bi dahaki mektuba kadar anca ayılasın, kınıfırım.

Facebook ve Yaratıcılık Sınırları-2

Serinin devam filmi. Malzeme çok olunca devamının gelmesi kaçınılmazdı. Ahanda serinin ikincisinde karşımıza çıkan facebook grupları:

-ulan mario küçüklüğüm senin manitanı kurtarmakla geçti(111,392 üye): Küçüklüğüne isyanı olanların grubu. Borulardan atlayıp kaplumbağaları ezip prensesi kurtarmaya çalışan kayıp bir nesil. Niye? Mario, prensesle sevişsin diye.

-tuğba ekinci keşke o kondomu baban taksaydı(894 üye): İşte grup diye buna derim. En azından bir duruşu var. Gruptakilerden birinin bedduası şöyle:” Tuğba varlığına gıda boyası koysunlar emi”

-serdar ortaç'ı yoran hayat, takdir edersiniz ki bizim ağzımıza sıçar(54 üye):İçten, bizden bir grup daha. Hem yabancı kadınlarla gününü gün et, sonra çık gazetelere “ben çok seviştim” diye röportajlar ver, sonra da çık “Hayat beni neden yoruyosun” diye çığır. Yorgunluğu hayattan değil onun.

-beni çekemeyenler anten taksın diyenler (1752 üye): Almışlar iğrenç bir espriyi, grup açmışlar. Baktım nedir dertleri bu canların diye. “Türkiye’de tikiliğin tarihi” konulu uzun bir yazı döşemişler.Tiki jargonu da şu şekilde oluyor: “Kal geldi”, “bay geldi”, “ortam dardı, ben kaçar”, “dumur oldum”, “ortama akalım”, “dermişimmmm”, “geliyamıssaaaaaan”, “ne oldum değil, oha falan oldum demeli”,”hacı hacıyı Mekke’de, Tiki Tiki’yi caddede bulur”, “ortama akacak Tiki, caddede durmaz”, “yıkılıyor”.

-Milyonlarca sperm arasından 1. olda,yaşadığım hayata bak diyenler(750 üye): Hayatındaki en büyük dertleri muhtemelen sevgililerinden ayrılmak olan insanların buluştuğu bir grup. Şikayetlere bak: "abi bende 7 aylık dogmusum lanet olsun :|” ”hayat bu ya.. boyle kicina vuruyo arada sonra hoopp' haydi kalk bakalim diyor.. sonra e gene dustum.. e olmaz ki.. saka bi yana same shit same day.. dertliyim sanirim =)” Gidin sperm olarak hayatınıza devam edin lan diyesi geliyor insanın. same shit day miş.

-efe misin sen bee efe misin? künefesin sen künefe(12 üye):Ooooy oy. Grup ismini görür görmez yüreğimi bir sancı kapladı, alyuvarlarım akyuvarlarım falan hep mosmor oldu, elim ayağım tutmaz oldu, nefeslerim düzensizleşti, vücudumdaki kan dolaşımı durdu.

-uzun otobüs yolculuklarında çay ve kahvesine şekeri az gelenler(123 üye): Ya arkadaş ne derdi varmış milletin. Çok üzülüyorum bu insanların haline. Cidden bak. Şekerleri az gelmiş lan ne demek. Yani çoğu insan için intihar sebebi bile olabilir ama bu insanlar yine de birleşip kendileri gibi insanlar bulup terapiler düzenleyebiliyorlar.

-bok var sen de katıl grubu(980 üye):Her gördüğü facebook grubuna atlayan insanların farkına varan birileri tarafından açılmış sankim. Ki üye sayısından gördüğümüz kadarıyla bok olan yere bile katılım oldukça yoğun.

-asker kaçakları buraya(123 üye): Mallığın son noktası. “Devlet asker kaçaklarını facebookta arıyormuş. Hiç uğraştırmak istemeyenler buraya...” diyor grup açıklamasında. Macera seviyorlar bence, başka bir açıklama bulamıyorum.

-batarken güneş ardında tepelerin, amına koyum bütün teletabilerin(14,804 üye): Her sabah kahvaltıda sırf meraktan izlenilen teletabilere bir isyan, bir başkaldırış. Bir neslin beynini pekmez haline getiren bu ayaklı televizyonlara oldukça kızgın bu grubun sahibi.” Adından Da Belli Olduğu Gibi Çocukluğumuzun Katili Bu İğrenç Yaratıklardan Nefret Edenler İçin Kurulmuş Bir Gruptur.” diyor grup açıklaması. Üyelerden birisi de teletabiyi yayınlamak zeki Türk çocuklarına hakarettir demiş. Lan amma gurur meselesi olmuş meğer. Ben en son göbeklerinden televizyon izlerlerken bırakmıştım onları. Öyle de kalmış aklımda. Meğer cinnet halindeymiş millet.

Onlarınki Bir Aşk Hikayesi

31 Aralık. Adamımızın arkadaşı, kız arkadaşıyla kavga etmiştir. Morali bozuktur. Adamımızla beraber yılbaşı alışverişi yaparlar. Pasta, kola, ıvır ve zıvır.

Arkadaşı aralarını nasıl düzelteceğine dair kafa yorar. Sevgilisi bir kız yurdunda kalmaktadır. Eve dönüşte oradan geçilecektir. Planlar şekillenmeye başlar.

Kızla büyük kavga etmişlerdir. Tam da yılbaşı zamanı olacak iş değildir tabii. Kızın kalbi kırılmıştır ve adamımızın arkadaşı da bu kalbin tamiri için binbir türlü şey düşünmektedir.

En sonunda adamımızın arkadaşı, sevgilisine bir hediye almak ister. Ancak hediye tesliminde bir sorun vardır. Kızın kaldığı yurt denetimli bir yer olduğu için danışmaya sevgililerin gitmesi pek iyi karşılanmaz.

Bunun üzerine arkadaşı, adamımızı devreye sokar:

- Sen yaparsın lan.
+ Bi sakatlık çıkmasın olm.
- Lan yok ne olacak, bırak hediyeyi danışmaya, kaç sonra.

Adamımızın arkadaşı yurdun ön çaprazında bir yere gizlenecektir. Adamımız görevini gerçekleştirmek için cesaretle yurda doğru yürür. İçeri girer, danışmaya yönelir. İçerde danışılacak bir insan ve yurttan iki adet kız durmaktadır. Danışmaya bir hediyenin verileceği söylenecektir ama isim verilmeyecektir. Hediye verilir verilmez ordan hemen sıvışılacaktır.

- Merhaba benim Aylin Hıdrellez'e bir teslimatım olacaktı.
+ Tamam kimden diyelim?
- İsme gerek yok, o anlar.
+ Peki.

Danışılan kişi telefonun ahizesini kaldırır ve Aylin Hıdrellez'i arar:

+ Aylin, bir pakedin var, gel al danışmadan.

Hassiktirdir. Planda bu yoktur. Adamımızın paçaları tutuşmuştur. Aylin'in adamımızı görmemesi lazımdır. Kırk yılda bir gizemli bir plan yapılmıştır, içine sıçılmak üzeredir. Aylin'in gelmek üzere olduğunu bilen adamımız acele eder:

- Ben bunu bırakayım o zaman buraya, kendi alır.
+ Peki!?

Danışılan kadın ve iki kızın garip bakışları eşliğinde adamımız yurttan sakince çıktıktan sonra sotede bekleyen arkadaşına doğru çılgınca koşmaya başlar:

- Laaağğn kaç lan, aşağı iniyo, görücek olm bizi şimdi, aşağı çağırdı kızı, la yörü gidek.

Olay mahalli hızla terkedilip eve gidilir. O gece mesajlaşmalar-araşmalar sonucu arkadaş ve sevgilisi barışırlar. Adamımız bu işte büyük payı olduğu için gururludur. Ve ağzından şu cümle dökülür;

- Kıza bi yakalansaydık sıçmıştık gizemin içine yannız.

Not: Olay gerçek, isimler (gerçi tek isim var) yalan yanlıştır. Kimin kim olduğunu da kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Jeux D enfants (Cesaretin Var mı Aşka?)

Bir fırsatını bulursanız mutlaka seyredin. Gerçi seyretmiş olma ihtimaliniz yüksek ama olsun yine seyredin, yine seyredin.

http://www.imdb.com/title/tt0364517/

Hadise Çıkarmayın!

Kelime oyunları sevenler derneği! Bu yazı sizin için yazıldı.

Hadise isimli bir şarkıcımız var. Hepinizin malumu isminin de bir anlamı var:"Olay" Şimdiye kadar bu hanımla ilgili orda burda yaptığınız "Konserde Hadise çıktı, Yarın Hadise var." gibi kelime oyunlu esprilerinizi hoş görüyorduk. En azından fazla göze batmıyordu.

Ancak Hadise'nin türk telekom fiber reklamında oynamasıyla beraber artık sesinizin daha da güçlü çıkacağının sinyallerini veriyorsunuz. Bir örneğini geçen akşam Hadise'nin katıldığı programda gördüm. Haber aralarında "Trt'de Hadise var." yazıp duruyordu. Devlet kurumuna da el atmışsınız bravo.

Acıyın lan bize. Hadise ile ilgili kaç tane değişik espri yapılabilir ki oğlum. Katlanamayız size lan. Lütfen Hadise'siz vakit geçirelim.... Al işte bana da bulaştı.

Barack Obama bu ülkeye başkan olsaydı "Ne pis adamlarmışsınız arkadaş!" deyip ülkeyi terkederdi sizin yüzünüzden şerefsizim.

Hakkında

Merhaba gelen yorumlar üzerine izleyicileri kırmayıp kendimi tanıtayım dedim. Nasılsınız? Çok kibar, nazik ve beyfendiyim değil mi? Sende öylesin. Bu iletişim hakkında sayfaları falan kurumsal olur ya böyle ciddi olma çabaları falan vardır bu sayfalarda. Bende özentilik yapayım dedim ciddi olmaya çalışıyorum.

Çoluk çocuk yenge nasıl iyidirler inşallah. Amin efendim amin allah iyilik versin. Neyse konumuza dönelim efendim. Burası havan topu. Bu karanlık ve puslu vadide yaşananların hepsi haha:P:p Ne vadisi blog vadisi puha:P:p

Efendim işte bildiğin gibi bloguz . Eskiden beri yazıyoruz ama blog kapatılınca uzak kaldık falan oldu öyle olaylar. Ben mert. Bu blogun müdürüyüm. Evet müdür maalesef:P Havan topu ile ilgili her şeyi bana iletebilirsiniz. yarışmaya çanakkaleden katılıyorum.  Çok ilkeli, efendi bir bloguz tadından yenmeyiz ayrıca. Şu an blogda sadece ben yazıyorum yazmak isteyen varsa ulaşabilir, tekliflere açığız:P:p Para veremeyiz ama etimiz ne budumuz ne bizim.

Blogu takip edin, yorum atın, falan anacım. Hadi kalın sağlıcakla.

Unutmak ya da Unutmamak

Benim isim ve yüz hafızam yok. Yani simaları yine bir şekilde çıkarıyorum da isimleri ezberlemek için bir çaba sarfetmiyorum nedense. Ama işte sırf ben bu isimleri unuttuğum için, genelde bu ismini unuttuklarımla sokakta karşılaşırım.

Artık hayatımdan bir şekilde çıkan insanları bir daha görmem nasıl olsa diye mi düşünüyorum nedir, siliyorum resmen hafızamdan. Birkaç yıl sonra birisi "ooo naber ya" diye üstüme üstüme geldiğinde "kimdi lan bu, kimdi ya" diye terlerken buluyorum kendimi. Hala tanımadıysam muhabbetin gidişatından bir şekilde kendisini hatırlama çalışıyorum:

O- Naptın bitti mi okul?
Ben- İyi ya işte, bu sene kpss ye hazırlanıyorum. Beni bırak sen naptın hayırsız?(Bak bak, hatırlamayan kendisi, bir de üste çıkıyor.)
O- Ben de dil edebiyatı bitirdim bu sene, bizim Rahmi'de ordaydı hatırlarsın.
Ben- Hahhh tamam ya! (hatırladı sonunda mal) Yani şey, ee o napıyo şimdi, oğlum hiç arayıp sormuyosunuz lan.

Hadi bu yine tanımadığını farkettirmeden gelişen bir diyalogdu. Bazılarında hiç utanma da yok. Bir gün bir arkadaşla yürüyoruz. Karşıdan da iki tanıdık geliyor. Bu sefer tanıyorum onları ama yine de pek bir muhabbetimiz yok. Neyse ayaküstü ben birisiyle, arkadaşım ötekiyle konuşmaya dalıyor. Bir süre sonra arkadaşımın konuştuğu kişi bana doğru şöyle sesleniyor(İnek Şaban tonlamasıyla okursanız o atmosferi yaşarsınız)

O- Ahmeet!
Ben- bıdırbıdır(Konuşmaya dalmışım, üstüme alınmıyorum çünkü adım Ahmet değil)
O- Ahmeet!
Ben- bıdırbıdır(Hala tık yok)
O- Ahmeet!

Sonunda arkadaşım "Lan onun adı Ahmet değil" dedi. Meğer bu saf, adımı unutmuş da aklına gelen ilk ismi belki tutar diye üstümde deniyormuş.

Onun için ben her vatandaşın yakasında bir isimlikle gezmesi taraftarıyım. En azından benim tanıdıklarım yapsın bunu lan. İşkence çekiyorum resmen.

Fuck You

Tikkat tikkat: Bu yazı, doğası itibariyle azcık küfür dağarcığına sahiptir.
Orijinal- What the fuck are you doing, you piece of shit! I swear if you do it again, I'm gonna fuck you to death!!
Altyazı- Lanet olsun!

Daha önce amerikan filmlerinin türkçe altyazılarında verilen "lanet olsun, ne cehennemdeydin" kalıplarını günlük hayatta kullanma isteğimle ilgili bir yazı yazmıştım: Lanet Olsun Dostum!

Şimdi de bu altyazıları inceleyesim geldi. Daha önce defalarca işlenen bu konuya farklı bir açıdan bakmak ister deli gönül.

Amerikan filmlerini genelde altyazılı izleyenler hayatlarında duymadıkları küfrü 1,5-2 saatte rahat rahat duyarlar. Öyle ki filmde ne ana kalır ne bacı. Herkes birbiriyle küfürler vasıtasıyla sevişir, yetmez işe aileler karışır falan.

Hep çamur atılan da bu altyazıları hazırlayanlar olur.

Bu filmleri çevirip altyazıları hazırlayanlar bence çok efendi çocuklar. Yani düşünsene, ortalama bir amerikan filminde yaklaşık 50 kere "Fuck", 35 kere "Motherfucker" küfürleri geçiyor. E hep eleştiriyoruz, "la adamlar ne küfürler sallıyolar, altta sadece lanet olsun yazıyo, olur mu hiç" diye. Adam kelimesi kelimesine yazsa yüzün kızarır, filmi kapatırsın ama. Hadi örnekleyelim:

Orijinal: Just shut the fuck up you motherfucker!!
Altyazı: Ağzını burnunu kırarım senin nassınısktiğimin çocuğu!!

Oha. Oldu mu şimdi? Başka bir örnek:

Orijinal: Holy shit! I'm fucked up!
Altyazı: Hassiktir! Şimdi sktiler ebemi!

E buyur. Devam edelim:

Orijinal: Get the fuck out of here you little piece of shit!
Altyazı: Sçtığım boka bak, sktir git lan burdan!

"Lanet olsun" o kadar da kötü görünmüyor artık değil mi? Film çevirmenleri içimizdeki naifliğin beyaz perdeye yansımış halidir bence.

Seksi Fotoğraflarım İçin Tıklayın

Başlık ne kadar da çekici, ne kadar da ağız sulandırıcı, ne kadar da seksi değil mi? İnternette dolaşma amacı göt-meme ikilisine kanalize olmuş bünyelerin ağızlarındaki metrekareye düşen salya miktarını iki katına çıkaracak nitelikte.

Bu tip başlıkları kimin attığını biliyorsunuz tabii. Belli başlı bazı internet gazeteleri, baktılar haberde pek iş yok, artık habere kim konu olmuşsa onun bir yerden ama mutlaka ve mutlaka seksi fotoğraflarını buluyorlar.

Olayı daha da abarttılar artık. Alakasız haberlere bile tıkladığınızda direkt galeri çıkıyor karşınıza. Bir yandan haberi okurken bir yandan da galeriyi geziyorsunuz. Haberi kaç kişi okuyor bilmiyoruz tabii. Hele bir keresinde bir teröristin öldürülmesi haberinin altında "Ölü teröristin görüntülerini yayınlayalım mı?" diye anket başlatmışlardı. Fotoğraf sevdasına bak. Yuh!

Neyse konuya dönecek olursak, gündemi sadece bunlardan takip eden biri, bütün dünya alem sevişiyor, alemden aleme akıyor, kimin eli kimin teninde belli değil, vur patlasın çal oynasın, aman sabahlar olmasın kıvamında bir dünyanın döndüğünü sanacak.

Ben böyle siteleri dolaştığımdan değil tabii, zap yaparken şeyoldu....

Facebook ve Yaratıcılık Sınırları

Şimdi arkadaş bakıyorum öyle gruplar açılmış ki facebook adını verdiğim doğal ortamda. Yani çoğu yaşanmış şeyler üzerine açılıyor falan filan da bu isim bulma süreci nasıl, ne yapılıyor bu gruplarda, amaç ne?

(Grup isimleri grup sayfalarında yazıldığı gibidir)

- Otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmuyorum(168 üye): Otobüsün de çok şeyindeydi afedersin. Muhtemelen bir gün otobüs kaçırılmış, arkasından melun melun bakılmış sonra eve gidip facebookta hemen bir grup açılmış.

- boşver be..elalem ne derse desin hade hade hade hadeeee....(7109 üye oha): Hadi üsttekini anladım da bu ne olm. Hangi kafayla açıldı bu grup. Nasıl bir ruh halindeydiniz ki yani. Grup kendi içinde dansöz falan mı oynatıyor nedir.

- ZALIMLAR(1162 üye): Hele bu grup aşmış zaten. Grup tanıtımını buraya yazsam olay çıkar. Özeti şu: "Manitasını dövenlerin, televizyon denince sadece Kurtlar Vadisi ve FLASH TV izleyenlerin" grubuymuş. Eh biraz fikir sahibi oldunuz. Kendine Zalım diyen bir güruhtan koşarak uzaklaşırım zaten. Zalım ne lan?

- pamuktan prenses mi olur.? prenses dediğin taş gibi olur...(683 üye): Üyelerinin arasında kızların da bulunması dikkatimi çekti tabii. Pamuğu bulmuşlar da taş olanını arıyorlar gibi geldi bana. Ayrıca cümlenin ilk kısmına soru işareti koyarak beni baştan kaybettiler.

- çılgınrobotlarcumhuriyeti-kontrollü güç,güçtür!(26 üye): İşte balataların sıyrıldığı bir başka grup. Ne isimden bir şey anlaşılıyor ne de grubun sayfasından. Bu 26 üye de üye olup kaçıp gitmişler herhalde. Açıp kaçıyorlar, en çok ona canım sıkılıyor.

- (affınıza sığınarak) orospu çocuğu(25 üye):Grup tanıtımında "kendini iyi hissetmeyenler için" denilmiş. Bir tanesi de "emoturkey.com'da gezerken kendimi azami orospu çocuğu hissediyorum." demiş. Nerdeyim lan ben diyorum ve kaçıyorum grubun sayfasından.

- merve affet artık su berkimi..(12 üye): Berkim ismini ilk defa duymakla beraber bir arkadaşın sevgilisine kendini affettirmek için açtığı bir grup. Tabii amacına ulaştı mı bilinmiyor. Grubu açmasındaki amacı da anlamadım. Sevgilisi bu grubu görünce şunu mu diyecek:"-Ay inanmıyoruuum, daha önce kimse bana bi grup açmamıştı, yani daha önce bulunduğum gruplar oldu tabii ama bu türlüsü ilk oluyoooo, çılgınsın!" "-Nası lan!?"

- Laboratuvar hayvanlarına eziyet etmeyin Allahsızlar!(106 üye): Başta bir deney faresinin açtığını düşündüm de meğer hayvansever bir arkadaşımız açmış grubu.Yapılan yorumlardan biri şöyle:"hayvanları dinden de çıkarıyorlar.. şüphesiz ki tüm hayvanlar müslümandır.." Haklı olabilir.

- 'meme' düşün...(40 üye): Sinirliyken, moral bozukken falan hep meme düşünmeyi öneriyor bu grup. Ne kadar kolay lan, borç batağındasın, başın binbir türlü dertte ama dert etme, çözüm çok kolay: meme düşün.

- Derdi, götünden büyükler yardımlaşma ve dayanışma grubu(72 üye): İşte şimdiye kadar gördüğüm en mert grup. En azından adamlar kendilerini dertlerini unutacak kadar salmamışlar facebook a. Dertlilerin buluşma mekanı. Yalnız dert ve göt arasındaki oran hakkında bir anlaşmazlık var grupta.

İşte böyle canlar. Envai çeşit insan var bu facebook sitesinde ve her gün yeni bir grup açılıyor. Çoğu amaçsız, aylar önce terk edilmiş. Hevestir geçer diyoruz.

Çizgi Film Mülakatları

Coyote, Road Runner'ın peşinde helak oldu. Tom desen, Jerry'den yediği sopanın haddi hesabı yok. Sylvester'ın Tweety'den çektiğini kimse çekmedi. Elmer, "Bugs Bunny'i vurayım da akşama mangal yapayım" mantalitesinde yıllarını harcadı.

Nedir bu adamların çektiği? Nerde yanlış yapıyorlar? Teçhizatları yok desen arkalarında ACME gibi zengin bir patlayıcı kaynağı var. Bir alo deseler siparişleri anında geliyor. E sorun ne peki?

Sorun karakterlerin mülakatlarda iyi elenmiyor oluşu. Evet, bunların hepsi seçmelere katılarak buralara kadar geldiler. Ama görüyoruz ki yıllardır ellerinden bir şey gelmiyor. Beceriksizlik had safhada. E yıllardır da millet alıştı, değiştiremiyorlar haliyle. Bence mülakata çağrılacak karakterlere fiziksel testlerin yanı sıra daha dikkatli sorular sorulmalı;

1- Acıya dayanıklı mısınız? 100 tonluk bir basınca nasıl direnirsiniz?
2- Dikkatli misinizdir? Sadece tek bir noktaya takılmayıp bütün olasılıkları düşünür müsünüz?
3- Acı anında vereceğiniz tepkiler nelerdir?("Ouch!" harici cevaplar arıyoruz.)
4- Malumunuz bizi genelde çocuklar izliyor. Bir planınız başarısızlıkla sonuçlanınca hasmınıza tepkiniz ne olur? Küfürbaz mısınızdır?
5- Uçurumdan aşağı düşerken bir yandan da elinizde bölümün bittiğini yazan bir tabela tutabilir misiniz?
6- Roket, bazuka gibi ağır silahları kullanma konusunda tecrübeleriniz var mı?
7- Yer çekimi kanunuyla aranız nasıl?
8- En zekice planlarınızın bile salaklığınız yüzünden suya düşme ihtimali var. Hemen yeni bir plan yapabilir misiniz?
9- Sigortanız var mı?
10- Kimi zaman ezilecek kimi zaman göçertilecek kimi zaman pekmeziniz akıtılacak. Ruhsal açıdan olabilecek her sarsıntıya hazır mısınız?
11- Bölüm sonlarında çıkıp "That's all folks" diyen domuza siz de gıcık mısınız?

Başarıyla cevaplayan karaktere "ACME'den günlük en fazla 50 tonluk patlayıcı alabilirsiniz." yazılı bir kontrat imzalatıp çekimlere başlanabilir.

Yıllarını Warner Bros.'a Disney'e vermiş adamları bu hallerde görmek koyuyor şahsen bana.

Kısa Kısa Şeyler

* Nefes almayı unutuyorum bazen, çok acayip.

* Pinokyo, Gepetto’ya kafa tutsa ya bir gün:
- Ya birader sen böyle tahtadan falan yaptın beni de aleme madara olduk, millet “kışın yakacak odunumuz yoktu iyi oldu ehehe” diye şaka yapıyor bana.
- Sen onlara bakma Pinokyo, sen de herkes gibi normal bir çocuksun.
- Ya bırak Allahını seversen, anca boş laf. Tahtadan bi kız yap bari boş durma.

* Kuzenimin ygs’ye hazırlandığı zamanlardı.Bir gece onlarda kalmaya gittim. Gecenin bir yarısı, herkes uyurken kuzenim uykuda şunları söyledi:”15,25,35…” Sonra sustu. Sayısalcıydı, evet.

* Bir facebook grubu: “sen vodafone gibi anı yaşarken, ben seni turkcell gibi her yerde çekemem”

* İlkokulda andımızın sonunda “İyi dersler arkadaşlar” der ya mikrofondaki çocuk, onu andımızın bir parçası sananlar var mıdır acaba lan diye düşünürüm hep.

* “Şu gökdelen var ya..” “Eee?” ile devam eden espriler silsilesinin ilk ne zaman çıktığını araştırıyor bilim adamları.

* Strafor denen şeye küçüklüğümden beri gıcığım. Nefret ediyorum kendisinden. Hayatımda yer vermemeye çalışıyorum. Bir madde bu kadar mı tiksindirir kendisinden arkadaş.Ne zaman birisinin elinde görsem hemen bir ürperti geliyor, hele o kişi bunu duvara, oraya buraya sürtmeye kalkışmıyor mu, tekme tokat dalasım geliyor. Uyuz oluyorum bu strafora. Yazarken bile çok pis gerildim zaten lan. Strafor ne ya. Ölsün strafor.

* Bir gün teyzemlerdeyim. Mutfakta masanın yanında oturuyordum.Teyzem başka bir şey için soru soruyorken farkında olmadan geçirdi lafı:”Sen sandalyede mi oturuyorsun, taburede mi?” Nerde oturduğumu göstermeyecek kadar kilo aldığımı bileydim ah le yar yar.

*Birkaç ay önce bir berbere gittim. Yani birkaç ayda bir giderim değil, olay birkaç ay önce oldu. Açıklama gereği hissettim niyeyse. Koltuğa oturur oturmaz şunu sordu:
- Üniversitede eylemlere falan katılıyo musun?
+ Yok abi işim olmaz.
- Katıl katıl, iyidir arada sırada.

“Hamama git ara sıra iyi gelir” der gibi, ne lan bu?

* İki ayrı otobüs firmasından iki görevli, bir müşterinin etrafını sarıp, "nereye abi, bilmemne otobüsü kalkıyo şimdi, saat kaça" diye ardı ardına sorular soruyorlardı. Müşteri de gayet sakin bir şekilde şöyle söyledi:

- Tamam sakin olun, ben nereye gideceğimi biliyorum.

Bana ne yaptın!!



ve yandın..
hayatımın büyük kısmı,
kendinle birlikte
her zerrenle birikte
beni de yaktın..

anakartım, bebeğim
şu an başka biri ile birlikteyim
işlemci ayrı ısınıyor
ben ayrı
kasadaki ışık yanıp sönerken
onu izliyorum
gözlerim hafiften doluyor
ağlayacak gibi oluyorum
seni özlüyorum..

şu an 17 tuşa birden basıyorum
duyuyormusun?!
blolom derdin hep
dübüdüp derdin de
uyarırdın beni.
şu an 17 tuşa birden basıyorum bebeğim
ve tık yok
bu anakart çok iyi galiba
ama ben seni özlüyorum..

yarim, yaram
parçalı bulutum
sen yandın ya
internet boşa aktı
uzun süre bloga giremedim
dökemedim içimi
döndüm ama sensiz,
iyi oldu bebeğim
iyi oldu.

şimdi yeni sevgilimle seni anıyorum

hani elektrik vermezdin ya monitöre
hani 4 defada ancak açılırdı pc senle
klavyenin slotu ayrı usb nin slotu ayrı
hepsi kısa devre yapardı hani..
şimdi tek tuşla açıyorum pcyi
klavye de mouse da çatır çatır çalışıyor,
bilgisayar canavar gibi,
her oyunu kaldırıyor...

düşündüm de bebeğim
saygısızlık olarak algılama ama
ömrümü tüketmişsin lan
töh sana

öptm.

Düğün Dediğin Nedir ki?

Geçenlerde bir düğüne iştirak ettim. Hemde NBA all star maçının olduğu akşam.  Bundan önce gittiğim düğün akşamında da doğuş-fener maçı vardı. Ya bahtsızın önde gideniyim ya da düğün sahiplerinin bana gıcığı var. Şimdi düğünden izlenimlerimi aktarayım:

1- Gelin ve damat salona girerken fotoğrafçı, kameraman bir de her şeyi yönlendiren biri olmak üzere üç kişilik bir ekip vardı. Her şeyi yönlendiren cidden yönetmen edasıyla yapıyordu işini. Gelin ve damat pistin ortasına geldiğinde "Evet şimdi duvağı açıp gelini öp" hareketini yaptı ve ne dediyse yapıldı. Lan dedim şimdi bize dönüp "Sessiz olabilir misiniz? Düğün çekmeye çalışıyoruz burda!" demesin bu.

2- Halay başı olan kadının suratında bir ciddiyet vardı ki bu kadar olur. Zaten genelde halay başı olanlarda sanki kendisi olmazsa her şey bok olurmuş gibi bir ifade oluyor. Yani kazara yanlarına gidip bir şey soracak olsan şöyle cevap vermeleri olası:"Bi dakka canım görüyosun meşgulum!"

3- Gelin ve damat dansederken para dökme işi yapıldı yine. Ama sadece 3 adet banknotla. Kadın geldi, tak, tak, tak paraları attı, gitti.

4- Düğün pastası her zamanki gibi rezaletti. Abidik gubidik ne varsa doldurmuşlar ye diye koyuyorlar önüne. Yedim tabii yine, kaçırır mıyım ehe.

5- Düğünde olan şeyleri zaten hep yapmacık bulurum. Başından sonuna kadar tiyatro gibi gelir bana. En güzeli nikah kıy bitsin, gitsin. Yok salona girerken ateşlerin, çiçeklerin altından geçmeler, yok takı töreni, yok hadi dansediyoruz hoppa, yok para dökmeler...

6- Düğünün benim için en güzel kısmı güzel giyimli, bakımlı hanım insanlar görmek oldu. İnsanlar düğünlerde tanınmayacak hale gelebiliyorlar.

7- Bir daha maç gününde düğün olursa dağıtırım yannız salonu.

Ciddiye Alın Lan Beni!

Çok eskiden beri var bu bak. Bir dükkana falan girdiğimizde satıcılar hep yanımdakine "hoşgeldiniz efendim" derler. Gözlerinin içine bakarım bana da diyecekler mi diye, "Ne hoşgeldiniz diyecem lan bu şebeğe, geçsin işte." der gibi boş boş bakarlar. Onları utandırmak için ben "Merhaba" derim. Çok utanır, ağlarlar onlar da. Sonra bi yalvarmalar, bi "affet bizi abi" ayakları....Hayal tabii bunlar.

Dün misal,  4 senedir görmediğimiz birisini ziyarete gittik bir arkadaşla. Muhabbet ediyoruz ama ziyaret ettiğimiz, sürekli beraber gittiğimiz arkadaşa bakarak konuşuyor, sorular soruyor. Ben de muhabbete dahil olmaya çalışıyorum, bişey söylüyorum gülüyor, sonra yine aynı şey.

Genelde çok konuşkanım bak. Hani arkadaş gruplarına girdiğimde durumum gayet iyidir yani. Bazen öyle zamanlar oluyor ki artık "Oha burdayım lan ben" demek istiyorum.

"Oha burdayım lan ben" demek istediğim anlardan biri de şu; Şimdi ben KPSS'ye hazırlanıyorum bu sene. İşte bu sene neler yapabileceğim falan konuşuluyor aile içinde. "Konuşuluyor" diyorum çünkü annemle babam kendi aralarında konuşuyorlar.
- Bu sene bence kursa gitsin.
+ Özel ders verir bi yandan.
- Çeviri de yapacak naslolsa.

Ohooo, yani bıraksam "Bi kız beğendim bizim oğlana, yarın bi düğün yapalım"a kadar gidecek iş.Bu muhabbet esnasında da yanlarında oturuyorum yalnız ha. Uzakta falan da değilim.

Şu anlatacağım şey de küçükken çok olurdu, şimdi de ara ara oluyor ki buna da oha demek istiyorum müsadenizle. Eve bir misafir geliyor. Beni görenler de direkt eğitim hayatımı merak ettikleri için sorulara başlıyorlar. Ben yanlarındayken şöyle muhabbetler dönüyor bak:

- Bu sene naptı?(Anneme soruyor, ben yanlarındayım bu sırada)
+ KPSS'ye hazırlanıyorum!(Anneme fırsat vermeden ben cevaplıyorum, muhattabına sorsana kadın! der gibi. Ders niteliğinde ehe.)

Hayır toplum içinde dikkat çekmeyecek bir insan da değilim. Bazen şüphe ediyorum, cidden görünmez miyim lan ben diye. Ama bi gün "Vat dı fak iz going on" diycem dalacam ortalığa, dur bakalım.

Lanet Olsun Dostum!

Hani hep özellikle amerikan filmlerinde artistik cümleler olur ya, en gergin, en tehlikeli anlarda bile karizmatik karizmatik konuşur manyaklar. Ahanda işte bazen onlar gibi olayım, soğukkanlılığımı yitirmeyeyim, karşımdakiler "Vaauv ne kadar da haşin bir insan, sanırım şu anda aşık oluyorum." desinler istedim.

Gelelim şimdi hep içimde kalan, günlük hayatta kullanmak istediğim artistik cümlelere:

- Hey ahbap, ordan bi paket makarna ver, açken sinirli olurum, bilirsin.(bakkaldayken kullanmayı düşünüyorum bunu. "La yörü manyah mıdır nedir" gibi bir karşılık almam olası tabii.)

- Madem acelen var neden uçmayı denemiyorsun ha, seni lanet olası serseri!(trafikte kırmızı ışık yeşile döner dönmez arkadan kornaya basan şoföre söylemeyi düşünüyorum bunu da. Levyesiyle beni tanıştırma ihtimali var ama olsun.)

- Oraya 1975'ten beri kimse gitmedi. (Sokakta adres soran biri için düşündüm bunu.)

- Hey sen git kendini becer ha! ("Pardon saat kaç acaba?" sorusu için hazırlanıyorum buna.)

- Pis beyaz kıçını al ve git burdan! (Ramazan bayramında şeker toplamaya gelen çocuklar için olabilir. Seneye artık.)

- Lanet olsun, federaller! (Polis, kimlik kontrolü yaparken)

- Ne cehennemdesin dostum? (Uzun süre görüşülmeyen bir arkadaşla karşılaşıldığında ilk lafım olacak.)

- Sakin ol dostum, sadece eğleniyorduk. (Lunaparkta çarpışan arabalarda süremiz bittiğinde)

- Hadi biraz kıç tekmeleyelim. (Sokakta birisine durup dururken omuz atıp gerginlik oluşması sonucu arkadaşıma söylemeyi düşünüyorum.)

- Omuzlarının üstündeki bok çuvalı çok ağır değil mi ha? (Aynada kendime bakarken.)

- Kancık kelleni ödlek bedeninden ayırmaya geldim! (Yok bu türk filmiydi.)

- Senin ağzını burnunu kırarım şerefsiz. (Özüme dönmek istediğim zamanlar için.)

Dolmuş, Dolmuş mu?

Sosyal hayattaki sıkıntılarıma devam edeyim. Gerçi başlamış mıydım onu da bilmiyorum.

Şimdi bazen dolmuşa binmek lazım oluyor. Her zaman limuzin olmaz tabii, halkın arasına da karışmak lazım. Binerken-inerken kapı kapatma olayı canımı sıkıyor benim. Özellikle inerken. Hadi binerken yanlışlıkla sert kapatsan, şoförü kızdırdığını hissetsen bile "Ehere selamünaleyküm abi, hayırlı işler, ne de güzel kullanıyorsun, resmen hipnotize oluyorum" falan diyerek yumuşatabilirsin ortamı.

Ama inerken sert kapatırsan, şoförün "Oha ohaa, elinin ayarına oturiyim senin!" gibi serzenişlerini duyamayacaksın. Arkandan neler yaşanıyor, konuşuluyor bilemeyeceksin. O yüzden daha binerken başlıyor benim sıkıntım.

Bir de meşhur "Müsait bi yerde inecek var!" deyip sesini duyuramama mevzusu da var. Bir keresinde salak gibi en arkaya oturmuştum. Dolmuş da adından belli olacağı gibi dolu. İneceğim yere yaklaşırken tüm gücümle klasik cümleyi söyledim. Ve fakat adam beni duymadı ve devam etti. Ben de gururlu olduğumdan bir daha bağırmadım.

Yok aslında gururdan değil, bir daha bağırırsam sesimi yine duymaz diye bağırmadım. Çünkü ilkinde bayağı bir yırtınmıştım. Sonra kaptanın tam arkasına oturup, en sessiz harflerimle "İnecek vardı." dedim. İndim. Dolmuş ahalisi arkamdan kesin "Ahaha zalak ya, bi sesini duyuramadı, ahaha." diye eğlenmişlerdir. Bağırmıştım ki ben olm. Adiler.

Bir de bazen dizilerde görüyorum, dolmuşlara şahane herifler, hanımlar biniyor. Sanki dolmuşlar hep manken ajanslarının önünden yolcu topluyormuş gibi bir hava oluşturuluyor, yok öyle bir şey. Halkı kandırmayalım. Çok gencimiz bu uğurda dolmuşlarda servetini kaybetti.

Kısa Kısa Şeyler

Daha önce çok yapmıştım böyle detaysal çalışma. Uzun zaman olmuş yapmayalı. Bakalım formumu kaybetmiş miyim. Tutulursa devamını bile çekerim. Başlıyorum sıkı tutunun:

- Kargodan bir şey bekliyorduk. Hava da yağmurlu. Bir ara telefon çaldı, kapandı. Sonra bir daha çaldı. Numarayı aradığımızda kim çıksa beğenirsin. Kargo gelmiş meğer, eleman da adresi bulamamış, bizi çaldırıp aramamızı bekliyormuş.

- Yaşadığım yerde, yerel bir gazetenin internet sitesinde bir eşeğin, sahibine çifte atıp yaraladığı haberi verilmiş. Haberde eşeğin fotoğrafını vermişler ama gözüne siyah bant çekerek.

- Espri yapan kişiye dönüp "Çok iyiydi eheremehere" diyeni gördüğüm yerde döverim.

- Bir ara "KPSS sınavı" demişliğim var benim.

- Yeni açılan fırından poğaça almaya gittim. Poşetleri yokmuş meğer daha, poğaçaları elime tıkıştırıp eve döndüm.

- Normalde birbirlerini sollamaya her an hazır sürücülerin polis gördüklerinde kuzu kuzu konvoy halinde gitmeleri çok sevimli bence lan. 5 yaşındaki bir çocuğun masumiyetini görüyorum ben orda. Neden özellikle 5 yaş, onu da bilmiyorum.

- Ailemin yanına yaklaştım. "Napıyosunuz?" dedim. Yan gruptan biri üstüne alındı: "Napalım işte-" diye cevap vermeye kalkıştı ve kendisiyle konuşan kimse olmadığını anladı. Utanmasın diye bakmadım da adama. Düşünceliyim.

- Masa tenisi oynarken yere düşen topu alayım derken ayağımla ezdim ben. Yaptım bunu. Yuvarlak top oldu sana pestil.

- Bazen karizma karizma yürürken -ya da yürümeye çalışırken- ayağım bir anda tökezliyor ya, ağzımdan istem dışı bir küfür çıkıyor o anda. Otomatikman oluyor ama. Muhtemelen kaybolan karizmama küfrediyorum. Karizma karizma diyorum da muhtemelen yok bende öyle bir şey. Bi ara aynada alıcı gözüyle seyredeyim kendimi.

- Şu hayatımda bir kere "Reca ederim bu bahsi kapatalım." diyebileceğim bir ortam olsun istiyorum.

- Arabasının kapısını tam kapatamamış birisini şöyle uyarmıştım:"Kapınız tam kapanmamış, açıp tekrar kapatın İSTERSENİZ." Hani yaşamak isterseniz yapın bunu, ölürsünüz aksi takdirde der gibi. Emreder gibi olmasın diye "isterseniz." diyorum hep. Bir gün biri çıkıp "İstemiyorum ibiş, napacan?" diyecek ama dur bakalım.

Tamam bitti, rahat olun.

Merak Kediyi Öldürmez

Ya bak çok garip bir mevzu bu aslında. Şimdi 90'ların sonlarına doğru, 2000 arifesinde ne gürültüler kopmuştu değil mi? Bir yanlış görülsün, otomatikman "Yav milenyuma 5 kala iş mi şimdi bu yav." yapıştırılırdı. Çok büyük beklentiler vardı çünkü. 2000'li yıllar ne demek olm, boru mu, uçacaz resmen gibi bir hayal dünyası oluşturuldu.

Al girdik 2000'lere. Noldu? Susuzluk başladı, ekonomi dalgalı. Hani uçacaktık? Neyse amacım sosyal tespit yapmak değil. Giriş böyle olsun, asıl konuya geleyim.

Hani hep merak ederiz ya, "birkaç sene sonra bu zamanlar ne yapıyor olurum ki" falan diye. O zaman gelir ama hiçbir şey de değişmez. Çok acımasız bir gerçek bence bu. Sen binbir umutla yaşa, çiçekler böcükler hayal et, o vakit gelip çatsın, al sana koca bir bardak soğuk su.

Mesela geleceğe dair benim merak ettiklerim şunlar:
- Bu Atlas Deneycileri olur da kara delik oluştururlarsa naparız orda? Kara delikte hayat var mı? Elektrik de lazım, kapkaranlık yerde 6 milyar insan birbirimize çarpa çarpa dolaşırız mazallah.
- Fenerbahçe'nin türkiye kupasını aldığını görebilir miyim? Çok mu imkansız bir şey bu? Bir fenerli olarak hakkım değil mi dünya gözüyle şu kupayı görmek, her ne kadar kupa anlamını yitirse de?
- Çok acayip bir su kaynağı bulur muyuz ki? Bir gün uzayın derinliklerinde sebil su bulma şansımız nedir?
- Uzaylılar dünyaya iner mi artık? Tepemizde dolaş dolaş, amaçları ne? Delikanlıysalar niye yüz yüze gelmedi bu herifler bizimle? Bir şeyden mi utanıyorlar?
- Bir gün insanlar bulut kümesi gördüğünde ne zaman içlerinden biri "bu yağmur bulutu değil." demeyi bırakır?
- Serdar Ortaç ne zaman "Ben seks yapıyorum sürekli." mealli röportaj vermeyi bırakır?
- Uzun uzun yazılan mesaja sadece "Ok" diye cevap cevap veren insan sayısı tükenir mi?
- Bu emo mudur ne çeşittir, bu insanlar nerden çıktı, gelecekleri nedir, yoksa kıyamet alameti mi bu arkadaşlar?

Hep merak ediyorum ben bunları. Zamanı geldiğinde cevaplar da kendiliğinden gelir herhalde. Umutluyum.

Plazma

Plazma. Bu güzel görüntü kalitesi olan ince ekran tv lere neden plazma diyorlar aklıma takıldı. Ufak çaplı bir gugıl gezintisinden sonra tam tanımını buldum. Plazma, birbirine eşit sayıda bağımsız elektron ve pozitif iyonlardan oluşan elektriksel anlamda Nötr, yüksek iyonize edilmiş gaz karışımının farklı bir hale dönüştüğünde kendisine verilen isimdir diyor gugıl. Apışıp kaldım. Copy paste yapması bile zor olan bu cümle kapasitemi zorlar gibiydi. Çevremi yokladım var mı bilen diye, yok. " İşte maddenin dördüncü hali abi " diye geçiştiriyorlar. İyi de nedir arkadaşım bu, nasıl bi hal nasıl bir tavırdır bu şeyimsi. Su değil, gaz değil.. jel mi? böle hani elimize alınca pıtır pıtır olur ya, öle bişeymi?? " Hahah çok cahilsin muhterem " diyorlar ama elinde somut bir açıklaması olan, al abi işte budur diyip elime veren biri çıkmadı karşıma. Çıksa da döverim orası ayrı. Bir de bu tvlerin hay difiniyşın ( high definition) olanları var. playstation 3 o olmadan tam randıman vermiyormuş. Yani bikaç sene sonra 'seve seve' alacaz hepimiz bu teknolojisi hakkında en ufak bilgimiz olmayan kutulardan. Bilmediğim şeyi izlemem ben diye rajon kesen arkadaşlar tüplü tv lerinin sınırlı görüntüsüne maruz kalacaklar, bir süre sonra bir mağaza vitrininde 'feşın tv' görüntülü plazmaları görünce alıyorum!! diye haykıracaklardır. Ama tüplü tv mi saklayacam ben, nolur nolmaz ... bütün plazmalar patlarsa ( ki gugıl da bulduğum tanıma göre kesin patlayacak bkz.3. satır) tüplü televizyonum yarim olur. Sega mı takar sabaha kadar pacman senin, süper mario benim zevk ve sefahat deryalarına gark olurum. Gericimiyim? asla!! ama plazma nın tanımını somut olarak bulana ya da getirene 100 bin lira + tasolarımı veriyorum..

Bırak, İnsanla İnsan Olma

Çok ilginç bir şey gördüm geçenlerde. Bir parkta -ki kendisi hayvanat bahçesi değil bildiğin gezmelik park- kafes içinde goril vardı. Goril demek doğru olmaz, gorilcik diyelim. Ergenlik çağındaydı herhalde.

Neyse olay o değil. Asıl olay o kafesin başına üşüşenlerin gorilcikle uğraşma şekliydi. Bi gittim yakından göreyim diye, bir de o kalabalık napıyo diye merak ettim. Resmen bi sigara verdiler, bu gorilcik de tereddütsüz alıp yaktı bi tane. Tabii kendisi yakmadı ehe. Ama öyle bir tutuşu vardı ki sigarayı, sanırsın birazdan dile gelip dertleşecek seninle.

Niyeyse öyle bir tutkumuz var. Şu vatan sınırları içinde bir yabancı insan, bir bize alışan hayvan görmeyelim hemen bizleştirmeye çalışıyoruz. Yabancılara ilk olarak küfür öğretmek, hayvanlara da böyle sigara ikram etmek işte.

Kedi-köpek camiası da az çekmiyor elimizden. Türlü türlü kıyafetler giydirmeler, ağızlarından kazara kelimeye benzer bir şey çıktı mı tekrar söyletene kadar canını çıkarmalar...Hele papağanlara hiç değinmiyorum. Allah yardımcıları olsun.

Ben gorilciğin yanından ayrılırken etrafındaki adamlar mangal hazırlığı yapıyorlardı.

Bak buraya yazıyorum bi dahaki gidişimde o gorilcik "Abi bi dal sigaran var mı be, hadi güzel abim." diye konuşmazsa noliyim.

Yine bi gün ortaokuldayım...

Valla bunu anlata anlata bitiremiyorum, böyle bir anım işte arkadaş.

Ortaokuldayım o sıralar.. Normal her zamanki gibi bir gün. Ders sanırsam boştu. Sınıfta çok gürültü olduğu için hocanın teki gelip kapıdan sınıfı uyardı. Bizde o gelince haliyle ayağa kalktık. Herkes ayaktayken millet hocaya durumu anlatıyordu işte hocam ders boştu falan filan. Sonra benim gözler bir kararsın, evet bayılmışım.

Ben bayıldığımda neler olduğunu az çok tahmin ediyorsunuzdur değil mi sevgili blog okuyucuları? Benim canım arkadaşlarım beni hocayla tuttukları gibi serin bir alana götürmüşlerdir diye düşünüyorsunuz değil mi?

Yok anam hiçbiri olmamış. Olmadı yani. Kendime geldiğimde kendimi sıranın altındaki demirlerin arasında bulmuştum. O arkadaşım dediğim şerefsizlerde benim sırada yanımda muhabbet ediyorlardı. Sınıfın kalanı zaten kendi halindeydi. Sonra bayıldığımı söyledim falan bu şerefsizler inanmadılar üstüne birde kahkaha patlattılar.

Şimdi yıllar geçti ulan sormak istediğim içimde ukte kalan bazı sorular var;

1- Lan benim arkadaşım dediğim insan evlatları, yanıbaşınızda bayılıp sıranın alt demirine serilen birisi dikkatinizi hiç mi çekmedi?

2- E hadi sıra arkadaşım, öndekiler, arkadakiler ulan hadi anasını satayım yandakiler hayvan ulan bütün sınıf birden mi hayvan?

3- E ulan anladık hepiniz hayvansınız. Bu kapıya gelen hoca nasıl farketmedi benim bayıldığımı?

Varya kafamda deli sorular. Aslında şöyle bir ihtimalde olabilir. . Bunlar benim orada bayılıp yığıldığımı görünce "bırakın bea zaten sevmiyorduk bu ipneyi, ölmüştür belki lan, bırakın kalsın, soran olursa sınıf boştu bi geldik bu haldeydi" deriz diye mi düşündüler diye meraklardayım.

Mağsum, erham, talha, mücahit, onur.... Ulan oğlum bak kaç yıl geçti aklıma takıldı. Sevmiyordunuz demi lan beni. Bulun olum beni bulun.

Acı



Gitmen acı verdi çok,
son tuvalet kağıdını klozete düşürmüş gibi
karda dışarda kalıp popom üşürmüş gibi
ev sahibi sevmediğim yemek pişirmiş gibi
bademciğim acırken balon şişirmiş gibi
gitmen çok acı verdi,
son otobüsü kıl payı kaçırmış gibi
sevgilim eve gelmeme şaşırmış gibi
lys de boşlukların hepsini taşırmış gibi
güneş yanığını istem dışı kaşırmış gibi
acı verdi çok gitmen,
download yüzde 99 iken internet gitmiş gibi
yolculukta ipodun pilleri bitmiş gibi
günlerce milletin arabasını itmiş gibi
en küçük kardeşim aslında karate kid miş gibi
çok acı verdi gitmen,
sıcak suyla duş alıp rüzgarda yatmış gibi
yıllarca emek verdiğim şirket batmış gibi
kankam kıza takılıp beni satmış gibi
kaleciyle karşı karşıya auta atmış gibi

hepsi geçiciydi bu acıların,
senin gitmen gibi
silahını evde unutmuş,
almaya dönen hitman gibi..